Adıyaman, küçük detaylarla mutlu olan bir şehir. Bir selam yetiyor ona. Ya da görüldüğü yerde omzuna dokunulması…
KÜÇÜK DETAYLARLA MUTLU BİR ŞEHİR
Adıyaman, küçük detaylarla mutlu olan bir şehir.
Bir selam yetiyor ona.
Ya da görüldüğü yerde omzuna dokunulması…
Bazen bir telefon, bazen bir hâl hatır sorma, bazen de yıllar sonra karşılaşınca söylenen “Nasılsın?” kelimesi, gününü güzelleştirmeye yetiyor. Büyük beklentileri yok. Küçük şeylerden büyük mutluluklar çıkarıyor.
Belki de bu yüzden yokluğa da çabuk alışıyor.
İşsizliği, parasızlığı Allah’ın takdiri sayıyor; kaderin kendisine biçtiği ömrü hayra yoruyor. “Olmadı” demek yerine “vardır bunda da bir hayır” diyor. Beklemeyi biliyor. Sabretmeyi biliyor. Hatta bazen sabrı, hakkını istemenin önüne koyuyor.
Şehrin estetiğine, ekonomisine, ulaşımına ve geleceğine ciddi bir katkısı olmayan bir alt geçidi, şehrin kaderini değiştiren büyük bir hizmet olarak alkışlayabiliyor.
Hastanede saatlerce sıra beklememek, iyi işleyen bir sağlık sisteminin doğal sonucu olmaktan çıkıp Allah’ın bir lütfu sayılabiliyor.
Bir kaldırımın yapılması hizmet oluyor, bir parkın açılması başarı oluyor, bir yolun asfaltlanması bayram sebebine dönüşüyor.
Oysa şehirlerin kaderini kaldırımlar değil; vizyonlar, yatırımlar, eğitim, üretim, kültür ve adalet değiştirir.
Ama Adıyaman küçük detaylarla mutlu olmayı öğrendiği için büyük meseleleri konuşmayı bazen unutuyor.
Bir selamı küçümsememeli, bir omuz dokunuşunun sıcaklığını kaybetmemelidir. Fakat küçük mutluluklarla yetinmek, büyük ihtiyaçları görmezden gelmenin bahanesi olmamalı.
Adıyaman’ın insanı sevgiye de sadakate de önem verir.
Sevgiyle sadakati aynı kefede tutar.
Biri diğerinden asla ayrı düşünülemez.
Birbirini tamamlayan iki damar, iki ahlak…
Sevdiğine sadık kalır; sadık kaldığını sever.
Dostluğun hatırını bilir. Bir fincan çayın, bir kapı önünde edilen sohbetin, yıllar sonra hatırlanan bir iyiliğin değerini bilir. İnsan ilişkilerinde hesabı kitabı fazla yoktur. Birinin elinden tutmayı, birinin cenazesine gitmeyi, bir düğününe katılmayı, hastasını sormayı görev değil insanlık sayar.
Belki de Adıyaman’ın en büyük zenginliği budur.
Gel gelelim şehirler yalnızca güzel insanların hatırlarıyla büyümüyor.
Şehirlerin de hakları var.
İyi bir eğitim hakkı var.
İyi bir sağlık hizmeti hakkı var.
Nitelikli ulaşım hakkı var.
Temiz, estetik ve planlı bir şehir hakkı var.
İş ve üretim hakkı var.
Kültür ve sanat hakkı var.
Çocukların geleceğe umutla bakma hakkı var.
Bunlar lütuf değil.
Bunlar bir şehrin insanına borcudur.
Adıyaman’ın artık küçük ayrıntılardan mutlu olmayı bırakması gerektiğini söylemiyorum.
Tam tersine…
Küçük mutluluklarını kaybetmeden büyük beklentiler kurması gerektiğini söylüyorum.
Bir selamdan mutlu olsun ama iyi bir belediye hizmetini de hak etsin.
Omzuna dokunanı unutmasın ama kendisine dokunmayan sorunları da unutmasın.
Yapılan bir yolu takdir etsin ama “Nereye gidiyoruz?” sorusunu da sorsun.
Bir alt geçide sevinsin ama şehrin üstünden geçen fırsatları da görsün.
Hastanede sıra beklemediğinde şükretsin ama sağlık hizmetinin şansa değil sisteme bağlı olması gerektiğini de bilsin.
Kader, insanın önüne konulan her şeyi kabullenmesi değildir.
Kader biraz da elinden geleni yaptıktan sonra geriye kalana razı olmaktır.
Adıyaman’ın insanı razı olmayı çok iyi biliyor.
Şimdi biraz da istemeyi öğrenmeli.
Daha iyisini istemeyi…
Daha güzelini, daha adilini, daha niteliklisini, daha büyüğünü…
Küçük şeylerle mutlu olmak güzeldir.
Ama büyük hayaller kurmaktan vazgeçmek, erdem değil eksikliktir.
Adıyaman’ın selamı da güzel, omuz dokunuşu da…
Sadakati de güzel, sevgisi de…
Şimdi bunların yanına biraz da iddia ekleme zamanı.
Bu şehir, küçük mutluluklardan çok daha büyük bir geleceği hak ediyor.