Yıllar sonra seyrettiğim filmde senaryo aynı olunca sevginin, aşkın, fedakarlığın artık adına ne derseniz deyin, dünyanın her yerinde aynı kotlarla yaşanıyor
"Aman Tanrım" filminde Jim Carrey, bir gün Tanrı ile buluşur. Tanrı ona hayata dair öğütler verir. Tanrının öğütlerine uyar, ama zaman zaman bu öğütleri çiğner. Derken karısıyla arası açılır ve karısı evi terk eder. Buna dayanamaz, bunalıma girer. Yağmurlu bir havada karısını düşünerek yürürken bir aracın altında kalır, ölür. Karşısına Tanrı çıkar. Tanrıya düştüğü durumu anlatır ve ondan karısına yardım etmesini ister. Tanrı bunun nasıl olacağını sorar. O da hiç kimsenin onu kendisi kadar sevmeyeceğini, ama en azından koruyacağını, sahipleneceğini söyler. Tanrı kabul eder, ilk adımı atar. Tam o sırada yardıma gelen sağlık ekibinin uyguladığı şokla hayata döner. Hastaneye kaldırılır. Ziyarete gelen ilk kişi karısıdır.

Bunu şunun için anlattım. "Kimsesizlik" diğer adıyla "Sevmek Mutlu Ölmekmiş-Aşk Utandı" romanı gerçek bir hayat hikayesi. İlk duyduğumda böyle bir aşkın 60 yıl önce yaşanmış olmasına şaşırmış, hatta mümkün olmadığına inanmıştım. Bir insanın en büyük aşkı olan karısının bir başkasıyla evlenmesini istemesi, üstelik bunun bizzat kendisinin söylemesi tuhafıma gitmiş, pek inandırıcı gelmemişti. Yıllar sonra seyrettiğim bir filmde senaryo aynı olunca sevginin, aşkın, fedakarlığın artık adına ne derseniz deyin, dünyanın her yerinde aynı kotlarla yaşanıyor ve bunun hayatın bir gerçeği olduğunu görüyorum.
Gerçek sevginin bizim için en zor zamanda en zor kararı almak olduğunu iki olay arasındaki benzerlikler çok açık bir şekilde gösteriyor