Ustanın bir bakışı, bir sözü bile bir şey öğretirdi insana. Usta sadece yaptığı işi öğretmezdi; sabretmeyi, emek vermeyi, insan ilişkilerini, sorumluluk almayı da öğretirdi.
USTA
Usta vardı, şimdi ne usta kaldı ne de ustaya saygı…
Bir işi öğrenmek için ustanın yanında yıllarca beklenirdi. Ustanın bir bakışı, bir sözü, hatta bazen susması bile bir şey öğretirdi insana. Usta sadece yaptığı işi öğretmezdi; sabretmeyi, emek vermeyi, insan ilişkilerini, sorumluluk almayı da öğretirdi.
Şimdi ise ne eski anlamıyla usta kaldı ne de ustaya saygı gösterecek bir nesil…
Asıl mesele de burada başlıyor.
Bugün yeni nesli eleştirmek çok kolay.
“Bizim zamanımızda böyle değildi.”
“Kimse kimseye saygı göstermiyor.”
Peki bu yeni nesli kim yetiştirdi?
Tabiki biz.
Bir önceki nesil, kendi yetiştirdiği nesli beğenmiyor.
Aslında burada hepimizin üzerinde düşünmesi gereken garip bir çelişki var.
Çocuklarımızı biz yetiştirdik. Onlara hangi değerleri verdiysek, büyük ölçüde onları aldılar. Hangi dünyayı kurduysak, onlar o dünyanın içinde büyüdüler. Biz teknolojiyle tanıştırdık, biz onların önüne imkânları koyduk, biz onların yerine birçok şeyi yaptık, biz hata yapmasınlar diye önlerini temizledik.
Sonra da dönüp:
“Bu çocuklar neden bizim gibi değil?” diye soruyoruz.
Çünkü dünyanın huyunu suyunu değiştirdik biz.
Eskiden büyük aileler vardı. Dede, nine, amca, hala, dayı, teyze, kuzenler aynı hayatın içinde birbirine omuz verirdi. Çocuk yalnız büyümezdi. Bir yanlış yaptığında onu düzeltecek, düştüğünde kaldıracak, hayatı anlatacak birçok insan vardı.
Şimdi ise giderek daha küçük ailelerde, hatta giderek daha bireysel bir hayatın içinde büyüyoruz.
Çocuklarımızı bağımsız bireyler olarak yetiştiriyoruz.
Belki bunun çok önemli bir avantajı da var.
Kendi ayakları üzerinde durmayı öğreniyorlar.
Kararlarını kendileri verecekler.
Düştüklerinde kendileri kalkacaklar.
Hayatlarının sorumluluğunu daha fazla kendileri üstlenecekler.
Başlarına gelenlerin hesabını başkasına değil, kendilerine verecekler.
Bu yönüyle yeni nesil belki de bizden daha güçlü bir bireysellik taşıyor.
Ama bunun da bir bedeli var.
İnsan yalnızlaştıkça aile küçülüyor.
Aile küçüldükçe dayanışma azalıyor.
Dayanışma azaldıkça toplumun birbirine tutunma biçimi değişiyor.
Belki de gelecekte “büyük aile” dediğimiz yapı, yalnızca eski fotoğraflarda ve hatıralarda kalacak.
Bir zamanlar bayramlarda onlarca kişinin aynı sofraya oturduğu evler vardı.
Şimdi aynı apartmanda yaşayan insanların birbirini tanımadığı bir dünyaya doğru gidiyoruz.
Eskiden bir çocuğun yetişmesinde bütün mahalle söz sahibiydi.
Şimdi çocuklarımızı çoğu zaman ekranlar, sosyal medya ve kendi yaşıtlarının dünyası şekillendiriyor.
Ve biz hala onlara:
Bizim zamanımızda…diye başlayan cümleler kuruyoruz.
Oysa mesele yeni nesli suçlamak değil.
Mesele, hangi dünyayı kurduğumuzu görmek.
Usta-çırak ilişkisini kaybettik.
Mahalle kültürünü kaybettik.
Büyük aileyi küçülttük.
Çocuklarımızın yerine karar verdik, onların yerine sorun çözdük, onların yerine hayatı kolaylaştırdık.
Şimdi ise onlardan güçlü, sabırlı, dayanıklı ve sorumluluk sahibi olmalarını bekliyoruz.
Belki de önce kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz onlara ne öğrettik?
Çünkü hiçbir nesil gökten düşmüyor.
Her nesil, kendisinden önceki neslin bıraktığı dünyanın içinde yetişiyor.
O genç, bizim evlerimizde büyüdü.
Bizim okullarımızdan geçti.
Bizim değerlerimizle tanıştı.
Bizim teçrizatımızın ürünü.
Bizim yaptığımız hataları gördü.
Bizim doğrularımızı öğrendi.
Ve şimdi kendi dünyasını kuruyor.
Belki de artık yapmamız gereken, yeni nesli sürekli yargılamak yerine onunla konuşmak.
Çünkü usta-çırak ilişkisi yalnızca meslek öğrenme ilişkisi değildi.
Bir insanın başka bir insana hayat tecrübesini aktarmasıydı.
Şimdi belki de kaybettiğimiz en önemli şey tam olarak bu:
Tecrübenin kuşaktan kuşağa aktarılması.
Usta azaldı.
Halde azaldı.
Çırak azaldı.
Mahalle azaldı.
Büyük aile küçüldü.
Ama insanın insana ihtiyacı bitmedi.
Belki bundan sonra mesele, eski dünyayı aynen geri getirmek değil.
Yeni dünyanın içinde kaybettiğimiz insanlığı yeniden kurabilmek.
Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insanın insana öğreteceği bir şey mutlaka kalacak.
Ve belki bir gün yeni neslin çocukları da bize dönüp:
Eskiden usta vardı…diyecek.
Hayat, dünya bir kısır döngüden ibaret döngü dönüp duruyor.
İşte o zaman onlara kızmak yerine kendimize sormalıyız:
Peki biz, ustalığı onlara aktarabildik mi?
MEHMET HAKAN KARAASLAN