Elinde telefon olan dünyanın öbür ucuyla saniyeler içinde iletişim kurabilen, ekonomik olarak güçlü görünen insanların bile bazen yüzlerce yıl öncesinin zihniyet kalıplarıyla hareket ettiğini görüyoruz

Orta Çağ kafasıyla modern dünyayı okuyamazsınız.

Teknoloji çağında yaşıyor olmak, modern düşünceye sahip olmak anlamına gelmez. Elinde en son model telefon bulunan, dünyanın öbür ucuyla saniyeler içinde iletişim kurabilen, ekonomik olarak güçlü görünen insanların bile bazen yüzlerce yıl öncesinin zihniyet kalıplarıyla hareket ettiğini görüyoruz.

Sorun da tam burada başlıyor.

Çünkü modern dünya yalnızca teknolojinin, bilimin ve ekonomik büyümenin ürünü değildir. Modern dünyanın asıl taşıyıcı kolonları; düşünce özgürlüğü, hukukun üstünlüğü, insan onuruna saygı, farklılıklara tahammül ve kültürel olgunluktur. Bunlar olmadan inşa edilen zenginlikler, üzerine gösterişli bir bina dikilmiş çürük temellerden farksızdır.

Bazı insanlar kültürü, ekonominin veya sosyal hayatın yanında ikinci planda bir unsur gibi görür. Oysa gerçek bunun tam tersidir. Kültürel değerler, ekonomik ve sosyal değerlerin tali değil, asli unsurudur. Bir toplumun ürettiği servetin niteliğini, kurduğu ilişkilerin kalitesini ve geleceğe dair vizyonunu belirleyen şey kültürel birikimidir.

Bir insanın ne kadar servet sahibi olduğu, hangi makamda bulunduğu ya da kaç kişiye hükmettiği ilk bakışta etkileyici görünebilir. Ancak onu gerçekten tanımak için uzun süre gözlem yapmaya gerek yoktur. Ağzından çıkan birkaç cümle, bir tartışma sırasında sergilediği tavır, farklı düşüncelere karşı gösterdiği tahammül ya da tahammülsüzlük, kullandığı dil ve vücut dili onun gerçek dünyasını ele verir.

Çünkü kültür, insanın üzerine giydiği bir elbise değildir; karakterine işlemiş bir kimliktir.

Parayla makam satın alabilirsiniz, ancak zarafet satın alamazsınız. Güç elde edebilirsiniz, fakat bilgelik elde edemezsiniz. İnsanları korkutarak susturabilirsiniz, ama saygılarını kazanamazsınız. Bunların tamamı kültürel birikimin ve ahlaki olgunluğun ürünüdür.

Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerine baktığımızda, onları güçlü kılan şeyin yalnızca ekonomik göstergeler olmadığını görürüz. Güçlü kurumlar, yerleşmiş hukuk anlayışı, eleştiriye açıklık, farklı fikirlere saygı ve ortak yaşam kültürü en az ekonomik sermaye kadar önemlidir. Hatta çoğu zaman ekonomik sermayeyi ortaya çıkaran da bu kültürel sermayedir.

Bu nedenle modern dünyayı anlamak isteyenlerin önce zihinlerini güncellemeleri gerekir. Orta Çağ'dan kalma önyargılarla, kabile refleksleriyle, mutlak doğrulara sığınarak bugünün dünyasını okumaya çalışmak, pusulasız denize açılmaya benzer.

Dünya değişiyor. Teknoloji değişiyor. Ekonomiler değişiyor. Ancak değişmeyen bir gerçek var: İnsanların gerçek değeri, sahip oldukları servetten çok taşıdıkları kültürle ölçülüyor.

Çünkü insanı ele veren cebindeki para değil, ağzından çıkan söz ve davranışlarına yansıyan karakteridir. Modern dünyanın aynasında görünen de tam olarak budur.