YOLSUZLUĞUN MAZERETİ, GAZETECİLİĞİN SUSKUNLUĞU OLAMAZ! (III)

(Sorulara cevap bekliyorduk, ilkeleri dinledik)

Mevzular farklı olsa da, ortaya konulan anlayış ne yazık ki aynı!

O nedenle dünden devam ediyoruz.

Yazı başlığımız da aynı:

“Yolsuzluğun mazereti, gazeteciliğin suskunluğu olamaz!”

Malum...

Son günlerde Dicle Üniversitesi'ndeki Havuzbaşı Sosyal Tesisleri'nin onarımı üzerinden yerel basına yansıyan çok sayıda haber ve iddia gündemde.

Ben de daha önce bu köşeden üniversite yönetimine çağrıda bulunarak, kamuoyunda tartışılan iddiaların şeffaflık adına açık ve somut biçimde yanıtlanması gerektiğini yazmış, bir dizi soru yöneltmiştim.

Günler geçti.

Sonunda üniversiteden bir açıklama geldi.

Ancak açıklamada, kamuoyunun merak ettiği somut soruların yanıtlarından çok, kurumun genel ilkeleri anlatıldı.

Basın özgürlüğüne, haber alma hakkına ve eleştiriye saygı vurgusu yapılan açıklamada; üniversitenin tüm iş ve işlemlerinin mevzuata uygun, şeffaf, hesap verebilir ve kamu yararını gözeten bir anlayışla yürütüldüğü ifade edildi.

Elbette bunlar önemli ifadeler.

Ancak kamuoyunun ve bizim beklediğimiz, şeffaflığın tanımı değil, somut olarak gösterilmesiydi.

Çünkü tartışmanın konusu, “Üniversite şeffaf mıdır, değil midir?” gibi soyut bir mesele değil.

Ortada belirli bir iş, belirli harcamalar ve belirli bir ihale süreciyle ilgili sorular var.

Dolayısıyla beklenti de gayet açık:

İlke değil, bilgi. Genel açıklama değil, belge. Polemik değil, rakam.

***

HANGİ SORULARIN CEVABINI BEKLİYORUZ?

Sorularımızı yeniden hatırlatalım:

• Havuzbaşı Sosyal Tesisleri için yapılan işin toplam maliyeti nedir?

• Onarım hangi kaynaktan karşılanmıştır?

• İhale hangi yöntemle yapılmıştır?

• Eğer 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 21/b maddesi kapsamında pazarlık usulü uygulanmışsa, bu yöntemin gerekçesi ve aciliyeti nedir?

• Kaç firma davet edilmiş, kaç teklif alınmıştır?

• Yaklaşık maliyet nedir?

• Sözleşme bedeli nedir?

• İşi hangi firma üstlenmiştir?

Bu soruların sorulmasının nedeni belli.

Çünkü söz konusu işlem hakkında günlerdir yerel basında çeşitli haberler ve iddialar yayımlanıyor.

Belgelerden, ihale metinlerinden ve görüntülerden söz ediliyor.

Hal böyleyken, bu soruların cevaplanması olağanüstü bir talep değildir.

Kamu kaynağı kullanılarak gerçekleştirilen bir işin nasıl, hangi yöntemle ve ne kadara yapıldığını bilmek, kamuoyunun en doğal hakkıdır.

Üstelik bu bilgilerin açıklanması kurumsal itibarı zedelemez.

Tam tersine...

İşlemlerin mevzuata uygun olduğu düşünülüyorsa, belgelerin ortaya konulması kuruma güç kazandırır.

Çünkü hukuka uygunluk iddiasının en güçlü dayanağı, o uygunluğu gösteren belgedir.

***

ŞEFFAFLIK BİR SIFAT DEĞİL, UYGULAMADIR

İlgililere açıkça söyleyelim.. “Şeffafız” demek, tek başına şeffaflık değildir.

“Hesap verebiliriz” demek de hesap vermek anlamına gelmez.

Şeffaflık, sorulduğunda bilgi verebilmektir. Hesap verebilirlik ise kamu adına kullanılan kaynağın nasıl harcandığının sorulmasını doğal karşılamaktır.

Bir kamu kurumunun Meclis, Sayıştay, YÖK veya diğer yetkili merciler tarafından denetlenmesi elbette önemlidir.

Ancak kurumsal denetim ile kamuoyunun bilgi edinme hakkı birbirinin alternatifi değildir.

Kurumsal denetim başka şeydir, kamuoyunun soru sorma hakkı başka.

Basının görevi de tam burada başlıyor. Gazetecilik yalnızca kurum açıklamalarını aktarmak değildir. Gerektiğinde soru sormak, belge istemek, araştırmak ve kamu adına merak etmektir.

***

MESELEYİ KİŞİSELLEŞTİRMEYELİM

Bu tartışmayı kişilerin niyetleri üzerinden yürütmeye de gerek yok.

Soru soran gazetecilerin niyetlerini tartışmak yerine işlemlere bakalım.

Üniversite yöneticileri hakkında belgeye dayanmayan kesin hükümler kurmak yerine, belgeleri konuşalım.

Sorular belli:

Ne yapıldı? Ne kadara yapıldı? Hangi kaynak kullanıldı? Hangi yöntem uygulandı? Neden o yöntem seçildi? Kaç teklif alındı? Kiminle sözleşme imzalandı?

Tartışmanın gerçek zemini burasıdır. Kişiler ve niyetler tartışıldıkça mesele büyür.

Belgeler ortaya konulduğunda ise mesele sadeleşir.

***

ELEŞTİRİ, KURUMU YIPRATMAK MIDIR?

Üniversitenin açıklamasında bazı yayınların “kurumsal itibarı ve kurum yöneticilerini yıpratmayı hedeflediği” yönündeki değerlendirme de dikkat çekiyor.

Elbette bir kamu kurumunun, gerçeğe aykırı olduğunu düşündüğü yayınlara cevap verme ve gerektiğinde hukuki yollara başvurma hakkı vardır.

Ancak bunun karşı tarafında da şu temel gerçek unutulmamalıdır:

Kamu kaynağının nasıl kullanıldığını sormak, bir yıpratma faaliyeti değildir.

“Bu harcama ne kadar?” diye sormak düşmanlık değildir.

“Bu ihale neden bu yöntemle yapıldı?” diye sormak yöneticiyi hedef almak değildir.

“Kaç firma teklif verdi?” diye sormak kurumun itibarını zedelemek değildir.

Bunlar kamu adına sorulabilecek meşru sorulardır.

Kaldı ki, Havuzbaşı Sosyal Tesisleri ile ilgili Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu tarafından da bir soru önergesi verildi.

Tam 37 soruya yanıt istendi. Şimdi gözler verilecek yanıtta.

Bakalım, o zaman kim ne diyecek?

***

AÇIKLAMADA DİKKAT ÇEKEN EKSİKLİK

Üniversitenin açıklamasında bir başka vurgu daha var.

Deniyor ki.. Sayıştay, Meclis ve YÖK üzerinden denetim ve hesap verebilirlik içerisindeyiz.

İyi güzel...

Ancak açıklamanın başında da, ortasında da, sonunda da kamuoyunda tartışılan Havuzbaşı Sosyal Tesisleri'ne ilişkin somut bir açıklama neden yer almıyor?

İşin kendisine ilişkin maliyet, ihale yöntemi, teklif sayısı, sözleşme bedeli gibi temel soruların cevabı yok.

Oysa tartışmanın merkezinde tam da bu işlem bulunuyor.

Dolayısıyla kamuoyunun beklediği şey, genel ilkelerin yeniden sıralanması değil; tartışılan işlemin bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulmasıdır.

Havuzbaşı Sosyal Tesisleri'ndeki çalışma nedeniyle ilgili birim ve personele yönelik takdir ve ödüllendirmeler yapıldığına ilişkin kamuoyuna yansıyan bilgileri de unutmadınız galiba!

Böyle bir durumda, kamuoyunda tartışılan işlemin neden ve nasıl gerçekleştirildiğine ilişkin bilgilerin daha açık biçimde paylaşılması gerekirken, neden bu bilgiler gizemli ve sırlar âleminde tutuluyor?

Dedik ya...

Mesele kişisel değil, kurumsaldır.

Soruyu soranı tartışmanın merkezine koymak yerine, sorunun cevabını ortaya koymak daha doğru bir yöntemdir.

Ne diyoruz?

Belge konuştuğunda, polemik susar.

***

GÜNÜN SÖZÜ

Şeffaflığın ölçüsü, ne söylediğiniz değil; neyi açıkça gösterebildiğinizdir.