Yaklaşık 18-20 milyar dolarlık büyüklüğe sahip fonları ve yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren kriz, artık sadece ekonomi ve borsa meselesi olmaktan çıktı.

AK Parti'yi İçeriden Kemirenlerden Arındırmanın Zamanı

Türkiye son günlerde Cumhuriyet tarihinin en büyük finansal tartışmalarından biriyle karşı karşıya. Yaklaşık 18-20 milyar dolarlık büyüklüğe sahip fonları ve yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren kriz, artık sadece ekonomi ve borsa meselesi olmaktan çıktı. Ortaya atılan iddialar, tutuklamalar ve siyasi isimler etrafındaki tartışmalar meseleyi doğrudan siyasetin ve milletin vicdanının önüne getirdi.

Öncelikle bir hakkı teslim etmek gerekir.

AK Parti, 2002 yılında milletin karşısına iki güçlü kelimeyle çıktı: Adalet ve Kalkınma.

Türkiye o günlerde koalisyonlardan, siyasi istikrarsızlıktan ve ekonomik krizlerden yorulmuştu. Millet, Recep Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarına büyük bir umutla destek verdi.

Aradan geçen yıllarda Türkiye'nin çehresini değiştiren önemli yatırımlar yapıldı.

İstanbul Havalimanı inşa edildi. Osmangazi Köprüsü yapıldı. Boğaz'ın altından Marmaray geçti, Avrasya Tüneli'nden otomobiller geçmeye başladı. Bölünmüş yollar, şehir hastaneleri, köprüler, tüneller yapıldı.

Savunma sanayiinde İHA'lar, SİHA'lar üretildi. Türkiye, savunma teknolojilerinden dış politikaya kadar birçok alanda dünyada daha fazla adından söz ettiren bir ülke haline geldi.

Bunları görmezden gelmek haksızlık olur.

Ancak bu başarıların arkasında yalnızca birkaç siyasetçi yoktur.

Milyonlarca AK Parti seçmeninin emeği, alın teri, duası ve gözyaşı vardır.

15 Temmuz gecesi bu millet tankların önüne çıktı. İnsanlar canlarını ortaya koydu, şehitler verildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a ve seçilmiş hükümete sahip çıktı.

Dolayısıyla AK Parti'nin bugüne kadar elde ettiği siyasi başarının gerçek sahiplerinden biri de yıllardır bu davaya gönül veren insanlardır.

İşte bugün yaşananlara bu pencereden bakmak gerekiyor.

Recep Tayyip Erdoğan-2

MİLLETİN KAFASININ TASINI ATTIRAN NE?

Uzun yıllar iktidarda kalmanın getirdiği yıpranmışlık zaten ortada.

Son yıllarda uygulanan ekonomik politikaların vatandaşın günlük hayatındaki karşılığı da tartışılıyor. Emeklinin, dar gelirlinin satın alma gücü düştü. Esnaf finansmana ulaşmakta zorlanıyor. Piyasada nakit sıkışıklığı hissediliyor.

Tam böyle bir dönemde milyarlarca dolarlık fon krizi patlak verdi.

Tasfiyesine karar verilen fonların büyüklüğünün yaklaşık 18-20 milyar dolar seviyesinde olduğu belirtiliyor. Yüz binlerce yatırımcının parasının bulunduğu bu fonlar etrafındaki iddialar nedeniyle soruşturmalar yürütülüyor.

Millet şimdi soruyor:

Bu sistem nasıl kuruldu? Kimler göz yumdu? Kimler haksız kazanç sağladı? Siyasi veya bürokratik nüfuz kullanıldı mı? Denetim mekanizmaları neden zamanında çalışmadı?

Bu soruların cevabını bağımsız yargı vermelidir.

Fatma Betül Sayan Kaya ve eşi hakkında ortaya atılan hisse işlemi iddiaları da kamuoyunda büyük rahatsızlık meydana getirdi. Kaya'nın AK Parti'deki görevlerinden ayrılması ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın bu talebi kabul etmesi önemlidir.

Ancak istifa tek başına kamuoyunun kafasındaki soruları ortadan kaldırmaz.

İddialar araştırılmalı, gerçek neyse ortaya çıkarılmalıdır.

Çünkü suçsuz bir insanın üzerine leke bırakmak ne kadar yanlışsa, makamını veya siyasi nüfuzunu kullanarak haksız kazanç elde eden biri varsa bunun üzerini örtmek de o kadar yanlıştır.

ERDOĞAN'A DUYULAN GÜVEN

AK Parti tabanında yıllardır güçlü bir kanaat vardır:

“Recep Tayyip Erdoğan yolsuzluğa, hırsızlığa izin vermez.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın fon krizinde hesap sorulacağı yönündeki açıklamalarının arkasında durulması, bu nedenle özellikle AK Parti seçmeni açısından büyük önem taşıyor.

Bu mesele birkaç kişinin tutuklanmasıyla kapatılmamalıdır.

Kim suç işlemişse, kim haksız kazanç sağlamışsa, kim devletin veya siyasetin gücünü kişisel servetine basamak yapmışsa; siyasi kimliğine, makamına ve kimin yakını olduğuna bakılmadan hukuk önünde hesabı sorulmalıdır.

Ama mesele yalnızca yargıyla da sınırlı değildir.

AK Parti'nin kendi içinde de ciddi bir muhasebeye ihtiyacı vardır.

BİR TARAFTA ÇALIŞANLAR, DİĞER TARAFTA PARTİYİ KULLANANLAR

AK Parti içerisinde bulunduğu makamı hizmet makamı olarak gören insanlar da var.

Örneğin Ticaret Bakanı #Ömer Bolat...

Türkiye'nin ihracatını ve uluslararası ticaret hacmini artırmak için dünyanın farklı ülkelerinde temaslarda bulunan, iş dünyasıyla sürekli bir araya gelen ve yoğun bir çalışma temposu ortaya koyan o enerjisiyle Ülkeye bir kaç ayda 20 milyar ek ihracat ekleyen geliştiren bir AK partili bakan.

Bir tarafta gecesini gündüzüne katarak Türkiye'nin ticaretini geliştirmek için çalışan iş insanlarının önune düşen her tarafa koşturan Ömer Bolat...

Diğer tarafta ise haklarında, siyasi veya kamusal konumlarını kişisel menfaatleri için kullandıkları yönünde ağır iddialarla anılan partili etkılı isimler...

İşte vatandaşın itirazı burada başlıyor.

Ömer Bolat gece gündüz çalışıp ülkesinin kalkınmasına, gelişmesine ve büyümesine katkı sağlarken, diğer bir partili bakanlık yapmış bir isim partinin ve makamının gücünü kişisel zenginleşme aracı haline getiriyorsa bu yaptığıyla partiye katkı sunan alın teri döken saçını ağartan isimlerin emeğini de çarçur etmekte, başlarını öne eğdirmektedir.

Bu fon yolsuzluğuna usulsuzluğune bulaşan katkı sağlayan her kım olursa olsun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın talımatıyla mutlak surette bedelini ödemelidirler. AK parti bu FON vurgunu meselesini önune alarak partide Resterosyan içinde düğmeye basmalıdır.

Bütün parti öder.

Dahası, yıllardır o partiye gönül vermiş milyonlarca insanın emeği örselenir.

AK PARTİ KENDİ İÇİNDE TEMİZLİK YAPMALI

Seçim sürecine doğru ilerleyen Türkiye'de AK Parti açısından mesele artık yalnızca ekonomi değildir.

Mesele güven meselesidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturmasında nasıl “kim olursa olsun” anlayışıyla hareket edileceğini söylüyorsa aynı kararlılığı partisinin içerisinde de göstermelidir.

AK Parti'yi içeriden yıpratan, partiye yük olan, makamını hizmet için değil kişisel ikbali için kullananlar varsa parti bunlarla arasına mesafe koymalıdır.

AK Parti'yi kuruluşundan bugüne taşıyan insanlar; makam sahipleri değil, bu davaya inanmış milyonlardır.

15 Temmuz gecesi sokağa çıkan da onlardı.

Sandık başında saatlerce bekleyen de...

Mahalle mahalle, köy köy çalışan da...

Partisinin bayrağını yıllarca omuzlarında taşıyan da...

O insanların emeğinin birkaç kişinin servet veya makam hırsına kurban edilmesine izin verilmemelidir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önünde bugün önemli bir fırsat vardır.

Fon krizini bütün boyutlarıyla ortaya çıkarmak, varsa suçluları hukuk önüne çıkarmak ve aynı zamanda AK Parti içerisinde vatandaşın vicdanını yaralayan isimlere karşı siyasi bir arınma süreci başlatmak.

Çünkü AK Parti'nin tabelasında hâlâ iki kelime yazıyor:

ADALET VE KALKINMA.

Kalkınma konusunda yapılan yollar, köprüler, havaalanları, tüneller, hastaneler ve savunma sanayii yatırımları ortadadır.

Şimdi millet ilk kelimenin gereğini görmek istiyor:

ADALET.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın “Dünya 5'ten büyüktür” sözü uluslararası sistemde adalet talebinin sloganı oldu.

Fakat dünyadan adalet isterken, kendi ülkemizde ve kendi siyasi yapımız içerisinde de aynı ölçüyü uygulamak zorundayız.

Adalet başkasından istenecek bir şey değil, önce insanın kendi kapısında uygulaması gereken bir ilkedir.

AK Parti'nin önündeki asıl sınav da budur.