Milliyetçilik, Türklerin tarih sahnesine çıkmasıyla başlar. Oğuz Kağan milliyetçiliği, Alparslan milliyetçiliği, Fatih milliyetçiliği ya da Atatürk milliyetçiliği veya şahıslara indirgenmiş

ATATÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ Mİ, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ Mİ?

Son günlerde bazı arkadaşlarımızın kafasını meşgul eden bazılarımızın da zihnini bulandıran Soru şu;

“Atatürk milliyetçiliği mi, Türk milliyetçiliği mi?”

Bu soru masum gibi görünse de, ortada ciddi bir kavram kargaşası olduğu açıktır. Dahası bu kargaşa tesadüf değil; yıllardır “her türlü milliyetçiliği ayaklar altına aldım” diyen siyasal İslamcı zihniyetin ustalıkla kurduğu bir oyundur.

Milliyetçilik, Türklerin tarih sahnesine çıkmasıyla başlar. Oğuz Kağan milliyetçiliği, Alparslan milliyetçiliği, Fatih milliyetçiliği ya da Atatürk milliyetçiliği veya şahıslara indirgenmiş. ayrı ayrı milliyetçilikler. yoktur. Tek bir gerçek vardır: Türk milliyetçiliği....

Ve bu milletin varlığı için mücadele eden varlığım Türk varlığına armağan olsun diyen her kahraman Türk milliyetçisidir.

İstanbul surlarına Osmanlı sancağını diken Ulubatlı Hasan Türk milliyetçisidir.

İzmir’de düşmana ilk kurşunu sıkan Hasan Tahsin Türk milliyetçisidir.

Üniversitede PKK lı alçakların kalleşçe. Şehit ettiği Fırat Çakıroğlu Türk milliyetçisidir.

PKK’lı teröristler tarafından Trabzon’da şehit edilen Eren Bülbül Türk milliyetçisidir.

Çünkü Türk milliyetçiliği; Bayrak için, vatan için, milletin selameti için her türlü. fedakârlığı yapmaktır.

Peki Mustafa Kemal Atatürk’e hayattayken “Atatürk milliyetçisi misiniz?” diye sorulsaydı ne derdi?

Hiç şüpheniz olmasın, sert bir tepkiyle şu cevabı verirdi:

“Ben Türk milliyetçisiyim.”

Nutuk’u açıp okuyan herkes bilir: Neredeyse her sayfasında Türklük vardır.

“Benim hayatta yegâne fahrim Türklüğümdür” diyen bir lider, kendi adı üzerinden yeni bir milliyetçilik icat edilmesine izin verir miydi?

Bugün CHP’nin altı okundan birisi olan milliyetçiliği ağızlarına almaktan kaçınmaları da ayrıca düşündürücüdür. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti, milliyetçilik ilkesi üzerine kurulmuştur.

Atatürk, Ziya Gökalp’in fikirlerinden açıkça faydalanmıştır.

Alparslan Türkeş, 1969’da Atsız ve arkadaşlarından yolunu ayırmış olabilir. Ancak

“Tanrı Türk’ü Korusun” sözü, Türk milliyetçilerinin dilinden hiç düşmemiştir.

Bozkurt amblemi hâlâ milliyetçi-Türkçülerin vazgeçemediği bir simgesidir.

Gelelim “Türkiye Yüzyılı” masalına…

Bu masalda Türk yoktur.Türkçülük yoktur.

Milliyetçilik hiç yoktur.

Soslu Osmanlıcılık, cilalı ümmetçilik, sahte Atatürkçülük vardır.

Amaç bellidir:

Milleti tepkisizleştirmek, milliyetçileri sisteme yedeklemek, Türk adını anayasal bir süs haline getirmek ve iktidarın siyasi ömrünü uzatmaktır.

Buna kanan milliyetçi olmaz, olsa olsa kullanışlı aparata dönüşür.

Türk milliyetçiliği kimsenin makyaj masası değildir.

Kimsenin siyasi konjonktürüne göre eğilip bükülmez.

Bu oyunu bozmak, bu çarpıtmaya karşı çıkmak, bu millete borcumuzdur.

Rahatsız olanda varsın olsun; umurumda bile değildir..

Ertuğrul Kalafat