Okuduğumuz kitapları, dinlediğimiz insanları, ilgilendiğimiz meseleleri, siyasi görüşlerimizi, kültürel birikimimizi sosyal medya üzerinden görünür kılıyoruz.

Sosyal medya artık yalnızca bir paylaşım alanı değil; bir insanın zihinsel vitrini, ahlaki aynası ve karakter günlüğü hâline gelmiş durumda.

Eskiden insanın kim olduğunu anlamak için aynı sofraya oturmak, uzun yolculuklar yapmak, dostluk etmek gerekirdi. Şimdiyse birkaç paylaşım, birkaç yorum, birkaç beğeni çoğu zaman bir insan hakkında uzun cümlelerden daha fazlasını anlatıyor.

Elbette ne bildiğimizi gösteriyoruz: Okuduğumuz kitapları, dinlediğimiz insanları, ilgilendiğimiz meseleleri, siyasi görüşlerimizi, kültürel birikimimizi sosyal medya üzerinden görünür kılıyoruz. Fakat mesele yalnızca bilgi değil. Bilginin nasıl taşındığı, nasıl kullanıldığı ve hangi niyetle sunulduğu da insanın kimliğini ele veriyor.

Bilgi tek başına karakter üretmez. Hatta bazen bilgi, karakter eksikliğini gizlemek için kullanılan bir perdeye dönüşebilir. Çok okuyan ama küçümseyen, çok bilen ama merhametsiz olan, sürekli konuşan ama hiç dinlemeyen insanlar bunun örneğidir. Sosyal medya tam da burada insanın iç dünyasını açığa çıkarır.

İnsan bazen en çok öfkelendiği anda görünür olur. Sosyal medya bunun en büyük sahnesidir. Ekranın arkasına saklanmak kolaydır. Yüz yüze söylenemeyecek sözler rahatlıkla yazılır, hakaret düşünce sanılır, linç ise adalet gibi sunulur.

İnsanın gerçek terbiyesi, kendisine benzeyene değil, kendisine karşı olana gösterdiği tavırda ortaya çıkar.

Eskiden insanlar yaşardı, şimdiyse yaşadığını kanıtlamaya çalışıyor. Yemek yenmeden önce fotoğrafı çekiliyor, yardım yapılmadan önce kamerası açılıyor, bir yere gidildiğinde manzaradan önce paylaşım hazırlanıyor. Hayatın kendisi değil, görünürlüğü önemseniyor. Böyle olunca samimiyet geri çekiliyor; yerini performans alıyor. İnsanlar mutlu olmaktan çok mutlu görünmeye, bilgili olmaktan çok bilgili görünmeye çalışıyor.

Sosyal medya aynı zamanda insanın merhamet ölçüsünü de ortaya koyuyor. Bir felaket haberine yaklaşımı, bir çocuğun acısına verdiği tepki, farklı düşünen birine karşı kullandığı dil… Bunların hepsi dijital bir karakter kaydıdır aslında.

Bugün birçok insan kendini gizlediğini sanıyor ama aslında sürekli kendini ele veriyor. Kibir, öfke, kompleks, cehalet, taklitçilik, merhamet, zarafet, nezaket… Hepsi satır aralarında dolaşıyor.