Son zamanlarda kadın çocuk dinayetleri de çoğaldı. Birinin acısını yaşamadan diğerinin acısı başlıyor. Sonuçlar korkunç… Toplumsal bir çöküş hızla ilerliyor.

NE OLACAK SONUMUZ?

Son zamanlarda kadın cinayetleri gibi çocuk dinayetleri de çoğaldı. Birinin acısını yaşamadan diğerinin acısı başlıyor. Sonuçlar korkunç… Toplumsal bir çöküş hızla ilerliyor. Aslımız, neslimiz sancı çekiyor. Kötü davranışlar birbirlerini besliyor âdeta... Daha ortaokul öğrencileri bunlar. Şaşıp kalıyorsun. Çocuklar bıçak, silah... gibi zararlı araçları toplum içinde taşıyor ve en küçük bir sürtüşmede de hemen kullanıyor. İnsan öldürmek artık çok kolay... Demek ki göre göre anormal, normale dönüyor. Bu tür vakalar çoğalınca bireyler arası güven de yok oldu. Artık herkes her şeyi yapabilir korkusu da büyüyor. Birilerine güvenmek, inanmak çok zor tatta imkânsız gibi...

Çocuk yaştaki bu gençler, küçücük bir tartışmayı ölümle bitiriyorsa vay hâlimize… Bu kadar mı bozulduk, bu kadar mı vicdanı, inancı yitirdik, bu kadar mı insanlıktan çıktık? Milletçe düşünmek lazım... Hayatının baharındaki bu çocukların biri mezara giriyor diğeri hapishaneye düşüyor. İçler acısı...


Oyun çağı, okul çağı, okuma çağı, sosyal etkinliklere merak sarma çağı, kendini tanıma, yeteneklerini keşfetme ve geliştirme çağında bu çocuklar büyüklerinden gördüğü kötü rolleri kapmış gibi. Çocuk en yakın çevresinde ne görürse onu ileride taklit edebilir. Onları örnek alabilir. Onlara model olanlar bu vebali nasıl ödeyecekler? Neredeyse cinayetsiz günümüz yok artık. Her haber kanalında en çok belki de cinayet haberleri var. Bu da ruhsal açıdan zayıf kişileri olumsuz etkiliyor ve bu tür ortamlara yönlendiriyor. Sağlıklı insanlarda ise kaygı ve geleceğe dair korku artıyor. Kötülük daima kötülük doğurur. Bu çocuklar hepimizin… Herkes üstüne düşeni lütfen yapsın artık. Artık, başka çocuklar ölmesin, öldürülmesin. Çocukların psikolojini olumsuz etkileyen neler, bir düşünelim...

Televizyon film ve dizilerinde çocuklar her gün cinayetleri görüyor. O kanlı sahneleri büyük bir merakla izliyor. İçindeki bütün olumsuz duygulara can veriyor. Bu film ve dizilere merak arttıkça da artıyor. Sektör bu yolda her gün gişe rekorları kırıyor gibi... Yeni projeler yapıyor. Bu devrin şeytanına yem veriyorlar.

Son zamanlarda en çok satılan, okunan kitaplarda bile ölüm, sayfalarda dans eder gibi... Yazar, gerilim ve cinayet konuları tutuyor diye abarttıkça abartıyor. Okuyucusu ise nefes almadan okuyor ve yürekte sevgi, çoğalan öfkenin, nefretin engeline takılıyor ve zamanla da yalnız kalıp güçsüzleşiyor, zayıflıyor, o sevgi kayboluyor. İnsanı insan yapan, yürekteki sevgi, merhamet, hoşgörü, birlik beraberlik ruhu ve inanç değil mi? Biz bunları ne zaman yitirdik…

Mafya, dizilerde taht kurmuş gibi… Her kanalda bu diziler oynuyor ve çok tutuluyor. Mafya babalarının zenginlikleri imrendirir bazılarını. Silah, bıçak her an, can alıyor. Çocuklar bazen bu dizileri ailecek merakla bekliyor ve ailecek de izleyip yorum yapıyorlar.

Ailecek güzel sohbetler, paylaşımlar yok artık. Yardımlaşma, zor anlarda duyarlı olmak bitmiş. Herkes tek kendini düşünür olmuş. Az emekle lüks yaşamak merakı her gün boy alıyor. Yanlışa yanlışla gidiliyor ve sevgisizlikten körelen yürek, şiddetle besleniyor. Sokağa çıkarken de fırsat bekler gibi saldırmaya hazır hâle geliyor kişiler.

Bilgisayar oyunları bile adı oyun olsa da can almaya planlı. Çocuk, öldürdüm deyip keyif alıyor. Saatlerce bilgisayar başında pürdikkat bu oyunlara zaman veriyor ve nefes nefese öldürmeye devam ediyor, buna da başarı diyor.

Bu çocuklar bizim… Hepimizin “Onlar bu hâle nasıl geldiler?” deyip derin düşünmesi lazım... Kötü bir örnek, birçok kişiye de model olabilir. Bunun vebali de çok büyüktür. Bizler, taşın altına her iki elimizi koymalıyız. Herkes üstüne düşeni titizlikle yapmalı ve söylediği değil, yaptığıyla güzel örnek olmalı çevresine. Özelikle de gereken sevgi ve ilgiyi görmemiş çocuklar, zayıf karakterler, aile içinde şiddete maruz kalmış çocuklar bu kötü yola birer aday gibi… Bunlar başıboş bırakılmamalı. Aile içinde ve okulda bunlara dikkat edilmeli.

Evladını kaybeden annenin, yüreği yangın yeridir. O, bedenen var ruhen artık yoktur. Ölene dek de yavrusunun acısını, yasını yüreğinde yaşar. İşte bu yaralı yüreklere de bizler çok duyarlı olmalıyız. O yüreklere Rabbim peygamber sabrı versin. Toplum olarak hepimiz başka anneler de üzülmesin diye evlatlarımıza sahip çıkalım. Onlara önce sevgiyi ve merhameti sonra da hiçbir canlıya zarar vermemeyi öğretelim en güzelinden...

Depresif, mutsuz, bencil insanlar, çevrelerine hep yük olurlar. Ailelerini bile yorar, üzerler. Zamanında iyi yetiştirilmedi mi bu kişiler, zamanla da kötü karakterleri ön plana çıkabilir. Bunun birçok sebebi vardır ama ailesel ve çevresel faktörler ön plana çıkar sanırım. Çocuk ailede sevgiyle büyümedi mi hırçınlığı, mutsuzluğu, kıskançlığı da günbegün artar. Aile içinde şiddeti gördü mü birilerine zarar vermekten zevk alan psikiyatrik vakaya dönüşebilir.


Herkes için olmasa da çoğunlukta artık; hoşgörü, iyi niyet, sabır, empati, paylaşım en önemlisi de yürekte sevgi yok artık öyle değil mi? Lütfen çocuklarımıza sahip çıkalım. Kendilerine ve çevrelerine zarar veren değil, bu vatana vefalı birer evlat olsunlar diye emek verelim. Onlara yaşantımızla iyi örnek olarak güzel izler bırakalım. Başıboş, psikolojik rahatsızlığı olan, sorunlu ailelerde yetişen çocukları, geleceğimizi karatmadan en iyi şekilde yetiştirmeli ve yarınlara iyi örnekler bırakmalıyız. Aileler, öğretmenler ve ilgili bütün kurum ve kuruluşlar bu çocuklara sevgiyle yaklaşmalı. Hepsinin gerekli takip ve tedavileri titizlikle yapılmalı.

Her çocuk bir hamurdur aslında. Ailesi onu en güzel şekilde yoğursa öğretmen de yetenekli ve mesleğini severek yapsa çocuklara en güzel şekli verir. Toplum da yetişmiş bu çocuklara duyarlı olursa şekil almış bireye zararı değil, faydası olur kanısındayım ki bu ortamda yetişen çocuklar kendilerine, ailelerine ve ülkelerine faydalı birer fert olurlar. Birlik beraberlik güçlenir ve sağlıklı bireyler yetişir. Bu da hepimize daha sağlam bir gelecek hediye eder. Toplumu toplum yapan her fert, üzerine düşen görevi yapmalı. Sevgi ve saygıyı küçük yüreklere aşılamalıyız. Onlara tertemiz güzel bir dünya bırakmak hepimizin asli görevi... Herkes görevini en güzel şekliyle yaparsa çocuk cinayetleri değil o mahzun gülücükleri yürekleri sımsıcak ısıtır ve mutluluk denen duygu bütün yüreklere iyi gelir.
20.01.2026
Fatma ÖZGER BİLGİÇ