Atatürk'ün emaneti Cumhuriyetin nimetlerinden yararlansak da ona gereken, değeri verdik mi? Emaneti koruduk mu? Varlıkla yoklukta hesabını yaptık mı?
SINIFTA KALDIK
Cumhuriyet’in yüzüncü yılını çeşitli etkinliklerle sevinçle, heyecanla aylarca kutladık. Sonsuza dek cumhuriyetle yaşarız inşallah. Peki, cumhuriyeti tam anlamıyla geçen yüzyılda anladık mı onun hakkını verdik mi acaba? Cumhuriyeti bize kuran kahramanlara layık bir nesil olduk mu? Yıllarca en zor şartlarda, kısıtlı imkânlarla cepheden cepheye cumhuriyeti kurmak için emek veren hatta canını bu yolda feda eden binlerce kahramanımıza borcumuzu ödeyebildik mi? Yoksa sırf kendi rahatımızı düşünüp geçmişi mi unuttuk? Birlik beraberlik ruhunu hiçe sayıp bireysellik ruhuna mı büründük?
Mustafa Kemal'in emaneti cumhuriyetin nimetlerinden yararlansak da ona gereken önemi, değeri hepimiz verdik mi? Nankörlüğü boğazlayıp emaneti koruduk mu? Varlıkla yokluğun hesabını yaptık mı?
Biraz ince düşünürsek dürüst olursak kendimize hepimiz de bu konuda sınıfta kaldık. Üstümüze düşen görevleri bilinçli veya bilinçsiz yapmadık. Hep kolaya kaçtık. Cumhuriyetin sefasını sürerken onu ayakta dimdik tutmak için çalışmayı değil tembelliği sevdik. Üretmeyi değil, tüketmeyi seçtik. Bilimle yarışmadık, şaşaalı hayatlara özendik, az emekle lüks yaşamak için üçkâğıtçı olmayı tercih ettik. Tekniği hiçe saydık. Kötüye yalaka olduk, iyiye arkamızı döndük. Haramı helalı bir tutup karıştırdık. Okumaya küstük, sosyal medyaya zamanımızı kurban verdik. Birbirimize dürüst olmadık. Yaptığımız işimize hep hile karıştırdık. İleri gideni onore etmedik, alkışlamadık, ona destek olmadık, köstek olduk. Birbirimize sevgimizi, saygımızı yetirdik.
Batı’nın ve Doğu’nun güzelliklerine çoğu zaman kör baktık. Gereken önemi vermedik. Birbirimizi yemeyle enerjimizi tükettik. Gaza çabuk geldik. Dinimizi yeterince inceleyip uygarca yaşamadık. Bir tek kutsal kitabımızı bile anlayarak okumadık, okutmadık. Millî kültürümüzü hiçe saydık. Bence biz hâlâ ne Avrupalı olabildik ne de Asyalı kalabildik. İki arada bir derede kaldık gibi...
Batı’nın bilimini, tekniğini gerektiği gibi takip etmiyoruz. Kısa yoldan zengin olmak ve rahat yaşamak derdini yaşıyoruz. Görselliğe fazla kapıldık gibi, ileriyi değil günü dolu dolu yaşamak istiyoruz. Millî kültürümüzün kalbi gelenek göreneklerimizi hiçe saymak bizi bizden uzaklaştırır. Tamam, zaman değişiyor bazı şeyler değişebilir ya da esneklik doğabilir ama bizi biz eden toplumsal değerlerimiz bu kadar değişmemeli.
Birbirimizden koptuk gibi... Aynı evin içinde aile fertleri bile birbirinden kopuk, insanı ayakta tutan sevgi, saygı gibi yüce duygular hiçe sayılıyor. Sofrada bile bir araya zor geliyoruz. Savurganlığı seviyoruz. Cimrilikle tutumlu olmayı bile ayırt edemiyoruz. Tembelliğimiz gitgide artıyor. Üreten değil, tüketen bir toplum olmaya çalışıyoruz. Böyle giderse sonumuzun ne olacağını hiç düşündük mü… Hepimiz bu hesabı yapmalı ve en kısa yoldan da buna çözüm bulmalıyız. Çağdaş bir toplum, geçmişini iyi bilmeli, yanlışlardan ders almalı, geleceğe de sımsıkı çalışmalı, ilerleyen ülkeleri takip etmeli. Gerektiği yerde de gelenek görenek ve kültürel varlıklarını geleceğe taşımalı ve yaşatmalı. Tembellikten vazgeçmeli, çalışmayı da ön plana çıkarmalıyız. Tavadaki hazır balığa koşmadan, nehirdeki balığı tutmayı becermeliyiz.
09.02.2026
Fatma ÖZGER BİLGİÇ