Özbekistan ve güzel yurdumun dört bir yanına severek, isteyerek gittim, gördüklerimi de bazen şiirlerimle bazen de yazılarımla tanıtmaya çalıştım.
EDEBİYAT SİHİRLİ BİR DİLDİR
Edebiyat camiasına girdim gireli birçok etkinliği takip ettim. Edebiyatın hakkını veren kalemlere hayran kaldım. Bazı etkinliklere şartlarımı zorladım gittim. Her etkinlikte yeni arkadaşlar edindim. Farklı kültürlere merakımla yeni yerler gördüm. Gerek yurt dışı Azerbaycan, Kırgızistan, Balkan ülkeleri ve haftaya gideceğim Özbekistan ve güzel yurdumun dört bir yanına severek, isteyerek gittim, gördüklerimi de bazen şiirlerimle bazen de yazılarımla tanıtmaya çalıştım. Yazarın sadakası diye düşünürüm gördüğüne dil olmak... Edebiyat yolculuğumda, kalemi benden iyi olanları takip ettim, onlardan feyiz aldım.
Sanat yolculuğu çok güzel ama o kadar da emek ve sabır ister. Kendimi her gün geliştirmek için evimden, eşimden, çocuklarımdan artan zamanımı da bu işe ayırdım. “Zamanımı en güzel nasıl değerlendiririm?” derdine düştüm. Uykumdan dinlenme zamanımdan çalıp sanata gönül verdim. Sanat önce emek ister hem de çok... Sonra, yeteneğin pişmesi için kış, yaz demeden fırının içine girip pişmeyi bekler.
Bilirim ki her başarı; emek, sabır ve çok çalışmanın size açtığı bir kapıdır. Başarı, bu kapıdan tevazuyla içeri giren ve yaptığı işten zevk alarak kendine denilenlere uyanları değil, doğru bildiği yolda yürüyen ve azmedenleri bulacaktır.

Gönülden yaptığınız her iş, zor olsa da bir gün mutlaka yüzünüzü güldürecek, yüreğinize bahar sevincini yaşatacaktır. Yeter ki yılmadan çalışın, kendinizi geliştirin.
Sanat, bütün topluma iyi gelir. Sanat; ruhun yorgunluğuna, karanlığına çiçek bahçesini hediye edecektir. Kişiliğinize değer katacaktır. Yaptınız sanatın hakkını eğer verirseniz sizi tarihe yazacaktır. Yeter ki siz önünüzdeki engellere takılmadan bildiğiniz, inandığınız yolda dosdoğru yürüyün. Başarmak için, hedefe varmak için dört elle sarılın.
Bu sanat yolculuğumda birçok kültürel etkinliğe bir zaman sonra ev sahipliği de yaptım. Daha çok Orhan Oyanık arkadaşım ile beraber farklı illerde farklı şair-yazar ve âşıklarımızla güzelliklere vesile olduk. Yeni arkadaşlıklara, yeni dostluklara kapılar açtık. Hazırladığımız beş antolojide de farklı konuların kaleme alınmasında öncülük yaptık. Bu da bizi mutlu etti, motive etti.
Son etkinliğim benim için bir başka güzel ve özeldi. Yirmi beşinci son kitabım “Yürekte Kalan İzler” adlı altıncı hikâye kitabımın galasını yaptık. Bu kitabımda tam sekiz farklı hikâye var. 160 sayfadan oluşan bu eser, novella tarzında biraz uzun, yaşanmış gerçek hikâyeleri içeriyor.
Bu hikâye kitabımda sıradan hayatları ele aldığım gibi ünlü isimleri de ele aldım. Derdim farklı konular; farklı hayatları işlemek ve topluma iyi örnekleri sunmak. Bazen kötü karakterleri işliyor iyi karakterlere haksızlık yapıyoruz. Hâlbuki bizim iyi karakterlere toplum olarak çok ihtiyacımız var. Bu iyi örnekler hem yeni nesle iyi örnek olur hem de gölgede kalan güneşe hasret yüreklere güneşin muazzam ışığını ve enerjisini verir.
İşte bu son kitabımda yüzlerce dile çevirisi yapılan eserlerin sahibi yazar, politikacı... ve dünyaya çok farklı bakan, dahi zekâsıyla da örnek olan, önüne çıkan her zorlukta küllerinden yeniden doğan, Manas’ın tılsımını yüreğinde taşıyan Cengiz Aytmatov… Kitabın final hikâyesi genç yaşına rağmen yüzlerce ödülü kucaklayan, geleceğimizin teminatı opera sanatçısı Sedat Can Öztoprak ile ilgili… Onun hayatı, çok farklı ve örnek bir hayat...
Sedat Can Öztoprak ile ilgili sosyal medyada aylar önce bir haber okumuştum. Genç yaşına rağmen aldığı sayısız ödülleri ve mütevazı kişiliği dikkatimi çekmişti. “Bu hayatı örnek diye yazmak gerek...” diye yorum kısmına yazmıştım. Birkaç ay sonra Sedat Can bana facebook messengerden “Hayatımı yazmak isterseniz gerekli bilgileri verebilirim.” diye mesaj attı. Ben de eğer hayatını her yönüyle apaçık bana anlatırsa büyük bir zevkle yazabileceğimi yazdım. Çünkü sadece başarılarına odaklanmam, hikâye tadı vermez diye düşündüm. Her yönüyle ele alınan hayat, okuyucuyu da sıkmaz ve sayfa sayfa okuyucunun merakını artırır. Kitap
Sedat Can’ın hayatı; ailesi, aile içindeki sevgi-saygı, yılmadan disiplinli çalışmak ve mesleğine duyulan aşkın ta kendisidir. Hikâye tam kırk altı sayfa oldu. Okuyucuya birçok mesajı bir arada veriyor. Sade bir dil ile o mütevazı hayatı satır satır yazdım. Yazdım ki insanoğlu bir daha görsün ki istedik mi imkânsıza bile imkânı yaratıyoruz. Biz istekli ve azimli olursak zor olanı bile kolaylaştırırız.
Ben canlı olarak operayı Tarsus ve en son da Kırgızistan’da seyretmiş, dinlenmiştim ama opera sanatına yabancıydım aslında. Bu hikâye sayesinde Sedat Can’ı tanıdıktan sonra hem opera sanatına hem de opera sanatçısına saygım kat kat arttı. Çünkü o emeği ve o hassas yüreği Sedat Can sayesinde gördüm. Ses, söz ve müzik âdeta dans eder gibiydi. Ruhun tüm boşluklarını dolduruyordu notalar.
WatsApp’tan bu hikâye için Sedat Can’a gece gündüz demeden yüzlerce soru sordum. Gecenin dördü, beşi demeden sorularıma cevap bekledim. Soru içinden sorular çıktı. O da bana bütün samimiyetiyle, ağırbaşlılığıyla hayatının her dilimini doğal bir dille anlattı. Anlatırken de yeniden o günleri yaşadı. Yazdıkça sayfalar uzadı. Yaklaşık bu hikâye üç ay sürdü. Benim ve onun boş zamanlarını yakaladıkça yazdığım hikâyeyi bölüm bölüm Sedat Can Bey’e attım. “Eksik veya fazla bir bölüm var mı?” diye sorardım. Tam üç ay sürdü. Ben bu üç ay boyunca hikâyeyi sade ama akıcı bir dille anlattım, yaşananları abartmadan gerçekleri sadece gerçekleri kaleme aldım ve kitabın finali hikâyem böylelikle bitti. Her bölümde hikâyenin içine girdim ben Sedat Can oldum olanları yaşadım gibi...
Kitabın sayfa grafik, sayfa düzeni, tashih kısmını da diğer kitaplarımda yaptığım gibi son hâline getirdim. Her kitabımda yanımda olan editörüm, dil bilgisi yönünden ve edebî açıdan kitabı gözden geçirdi. Gerektiği yerde de beni yönlendirdi. Eşim Yılmaz Bilgiç sayfa dizgimi diğer kitaplarımda olduğu gibi yaptı. Kalemdaşım kıymetli arkadaşım Orhan Oyanık da benim isteklerimi göz önünde bulundurarak kitabımın kapağını yaptı. Artık, zor olan bitmişti.
Bu kitap için sanırım otuzdan fazla kapak yaptı Orhan arkadaşım ben de en son kitabımın formatına uygun gördüğüm kapağa okey verdim. Artık, iş yayınevine kalıyordu. Kitabımın son hâli sonrası kitabı PDF’ye çevirdim ve yayınevine gönderdim. Arada da Sedat Can ile kitap çıktıktan sonra bir etkinlik yapalım diye konuşuyor ve plan yapıyorduk. Bir konser planı yaptık en son. Onun o muhteşem sesi kulakların pasını silecekti. Yüreğe müziğin evrensel dilini ve opera sevgisini

yaşatacaktı. Birkaç hafta sonra sabırsızlıkla beklediğimiz kitap elimize geldi.
Artık Sedat Can ile hayalini kurduğumuz kitabın galasını yapacaktık. Salon bulmak zordu ama Sedat Can ve kıymetli opera sanatçısı annesi Efsun Hanım pes etmedi, sonunda salonu ayarladı. Etkinlik İstanbul-Kadıköy Caddebostan Kültür Merkezi büyük salonunda olacaktı. Ben Mersin-Tarsus’tan İstanbul’a gittim. Etkinlik 6 Nisan Pazartesi saat 14.00’te idi. Program günü yaklaştıkça heyecanımız da artıyordu.
Ve beklenen gün gelmişti. Ben Sevgi arkadaşımla beraber kültür merkezine gitmiştim. Arkamıza Piyanist Burcu Ersin Hanım geldi. Hemen arkasına da Sedat Can’ın annesi Efsun Hanım geldi. Onunla tanıştık, program hakkında biraz konuştuk. Efsun Hanım yılların tecrübesiyle sahneyi, ışıkları kontrol ediyor, eksikleri tamamlıyordu.
Bir baktım o, assolist, yüzlerde birinciliği heybesine dolduran o mütevazı, hoşgörülü Sedat Can da salona girdi. Yüz yüze ilk kez tanışıyorduk. Sanki yıllardır birbirimizi tanıyormuşçasına sarıldık ve kitabın heyecanını konuştuk, paylaştık. Birlikte emek verdiğimiz öykümüz can bulmuş görücüye çıkıyordu. Anladım ki Sedat Can kendisiyle ilgili bilgileri bana verirken o da kitabın içinde satır satır gezmiş gibi sahiplenmişti ve o sevgiyi-heyecanı en az benim kadar yaşıyordu. Heyecanı gözlerinde okuyordum. Mutlu ve gururluydu. Bu konseri Avrupa’da verecek gibi çok önemsiyordu.
Sedat Can, Burcu Hanım ile küçük bir prova yaptı. Saat ilerliyordu, artık seyirciler yavaş yavaş geliyorlardı. Saat yaklaşıyordu. Salona ilk seyirciler gelmeye başladı. Salon yavaş yavaş doluyordu.
Konser öncesi sunumu yapan beyefendi önce İstiklal Marşı söyletti, arkasından da Sedat Can ve benimle ilgili bilgileri verdikten ve tanıtımı yaptıktan sonra Sedat Can’ı sahneye davet etti ve konser başladı. Sedat Can bizleri sahneye kilitledi âdeta. Repertuarı da ayrıca çok güzeldi. Batı ve doğu sentezi oluşturmuştu.
Validebağ Sağlık Meslek Lisesinden müzik dersime giren Müyesser Ünlü ve öğretmen arkadaşları, şair arkadaşım Saadet ablam ve eşi programa gelerek beni çok mutlu etmişlerdi.
O muhteşem konser sonrası herkes salondan mutlu çıktı. Müziğin o evrensel dili bütün yürekleri etkilemişti. Daha önceki imza günlerimden çok farklıydı olmuştu bu imza günüm. Benim kadar belki benden çok Sedat Can mutlu ve heyecanlıydı. Kitabı o da imzalıyordu. Heyecanımız artıkça artıyordu.
Emek, sevgi, saygı ve sabır, ürün vermişti. Sanatla uğraşmanın manevi hazzı bizi mutlu etmişti. Kitabı imzalayıp eline alanlar da heyecanımıza ortak oluyorlardı. Basından gelen arkadaşların sorularını da cevapladık ve herkesi mutlu uğurladık. Efsun Hanım’a, Sedat Can’a ve Kadıköy Belediyesine tekrar teşekkür ederim. Darısı nicelerine inşallah...
Sedat Can Resitalinin Eserleri:
1-Sevmek Nedir? Söz-Müzik: Yalçın Tura.
2-Seni Sevdim Diye. Söz: A. Kadir – Ö. Hayyam. Müzik: Muammer Sun.
3-Aramadın. Söz: Muhsin Canpolat. Müzik: Necil Kâzım Akses
4-Anlatamıyorum. Söz: Orhan Veli Kanık. Müzik: Necil Kâzım Akses
5-Bugün Ayın On Dördü. Söz-Müzik: Cemal Reşit Rey
6-Sarı Zeybek. Söz-Müzik: Cemal Reşit Rey& Udi Sedat Öztoprak
(Udi Sedat Öztoprak da Sedat Can’ın babasının müzisyen dedesidir?
7-Yunus Emre Oratoryosu’ndan Tenor Solo (Bad-ı Sabaya Sorsunlar...) Ahmet Adnan Saygun
8-Türkü, Orta Anadolu Ağzı. Söz: Karacaoğlan. Müzik: Nevit Kodallı
9-Bir Damla Yağmur. Söz: Hasan Korkmazcan. Müzik: Çetin Işıközlü
10-Piri Reis (İkinci Perde Arya) Söz: Yunus Emre & Cihan Yurdaün. Müzik: Aydın Karlıbel
11-Askerin Ölümü. Söz: Arthur Rimbaud (Tenor Sedatcan Öztoprak’a ithaf edilmiştir.) Müzik: Cahit Şaher.
12- 100. Yıl Marşı: Sevgili Cumhuriyet. Söz: Ataol Behramoğlu. Müzik: Cahit Şaher.
13- Sarışın Kurt. Söz: Nâzım Hikmet. (Kuvayı Milliye Destanı’ndan) Müzik: Aslıgül Ayas
30.04.2026
Fatma ÖZGER BİLGİÇ