Türk toplumunda ailenin yeri çok önemlidir. Çünkü aile demek, güç ve sevgi demektir. Geleneklerine bağlı karşılıklı sevgi-saygı ile kurulan her aile, mutlu ve huzurludur

AİLE MUTLULUKTUR

Türk toplumunda ailenin yeri çok önemlidir. Çünkü aile demek, güç ve sevgi demektir. Gelenek-göreneklerine bağlı karşılıklı sevgi-saygı ile kurulan her aile, mutlu ve huzurludur. Mutlu ve huzurlu olan her birey, çevresine de bu mutluluğunu yansıtarak iyi örnek olur. Mutlu bir ailede belki de en çok emek vardır. Karşılıklı sevgi, saygı, paylaşım, empati ve emek oldu mu her zorlukla baş etmeye güç bulunur. Zor olan kolaylaşır.

Aile; bizi bizden iyi düşünen, seven ve yeri geldiğinde de elinden, gönlünden ne geliyorsa yapan aile fertlerinin dayanışma içinde olduğu kutsal bir müessesedir.

İnsanın bu dünyada anne, baba ve kardeşleri, bir de evlenip eşi ve çocuklarıyla kurduğu yuvası ailesi oluyor. Birinde dünyaya gelmesine vesile olan anne ve babasıyla birinde de sevdayla kendine yeni bir yuva kurarak aile olma huzurunu yaşıyor.

Her ailede huzur, mutluluk var mı? Mutluluk belki emeğin şemsiyesi altında, belki de hoşgörünün kucağında... ama gerçek olan şu ki hiçbir mutluluk kendiliğinden gelip sizi bulmaz. Sevgi durup dururken yüreğe oturmaz. Karşılık emek ister. Sabır ister. Şükür, dua da bazen en zor anda sizi ayakta tutar. El ele verildi mi her engel aşılır.

Yani mutluluk; emek, sabır, sevgi, saygı, paylaşım, empati, merhamet, hoşgörü... ve sevdiklerinize zaman ayırarak güzel bir iletişim ile gerçekleşiyor. İlişkilerin hepsinde iletişim çok önemlidir. Kullanılan dil sizi vezir de yapar rezil de...

Yuva kurmak kolay ama mutlu bir yuvayı bir ömür sürdürebilmek çok zordur. Hele de karşınızdaki eş ve çocukların çok rahat, anlayışsız, bencil olması ve emeğinize saygı duymamasının sonuçları çok acı olur. Bu da hem beden dilinize hem de ruh dünyanıza yansır. Ama ailedeki her fert, üstüne düşen maddi manevi her şeyi yapsa gücü doğrultusunda soruna çözüm olsa hiçbir sıkıntı kalmaz. Aile olmanın huzur ve mutluluğunu yürek doyasıya yaşar.

Tek yaşamak yalnızca Allah’a mahsustur. Birlik daima dirliğe güç verir. Sağlam aile bağı olan, iç huzurunu da daha çok yaşar. Yaşadığı zihinsel rahatlık hem güven verir kişiye hem de yüreğe huzuru cömertse sunar.

Elli yıl önce şimdiki gibi böyle çekirdek aileler yoktu. Aileler daha kalabalık daha da mutlulardı. Bazen evli birkaç kardeş aynı evde ya da aynı avluda anne babalarıyla beraber yaşarlar, anlaşırlardı. Çocuklar bir arada oynardı. Herkes birbirine düşkündü. Ailedeki herkes evde, tarlada iş bölümü yapardı. Maddiyat ön planda olmaz, maneviyata kıymet verilirdi. Daha zor şartlarda olsalar da kıt imkânlarla birbirilerine destek olurlardı.

Aile bireyleri birbirleriyle konuşur, dertleşir, her tür sorunu paylaşırlardı. Şimdiki gibi depresyon da bu kadar kişileri etkilemezdi. Duyguları paylaştıkça, sır saklandıkça, ilişkilere cömertçe emek verdikçe kişiler arası duygular da daha güçlü olurdu. Herhangi bir sıkıntı oldu mu da bütün aile sıkıntıyı sahiplenir, çözüm odaklı olurdu.

Hiç kimseye bu hayat güllük gülistanlık değil. Ama herkes elini taşın altına koydu mu imkânsız bile çok kolay aşılır, hedefe varılır. Yeter ki hep beraber iyi düşünülsün, yük paylaşılsın.

Elli yıl önce ülkemizde huzurevleri de pek bulunmazdı. Büyükbaba, büyükanne, torunlara hasret kalmazdı. Herkes yaşlına zorsunmadan, erinmeden bakıyordu. Yaşlısına sabırlı ve şefkatliydi. Evindeki yaşlısını evin bolluk bereketi görüyordu. Bazılarının sonu yatalak düşmek olsa da yine de birlik beraberlikle, merhametle anne babasına özenir kimselere muhtaç etmezlerdi.

Günümüzde ise yılda bazen bir bazen iki kez yaşlılar, torunlarını görebiliyor. Uzakta yetişen çocuklar, dedesini, ninesini yabancı gibi, sıradan bir yaşlı gibi görüyor. Paylaşım azaldıkça akrabalık bağı da zayıflıyor. Duygu dünyası da fakirleşiyor. Aile bireyleri de böylelikle birbirinden uzaklaşıyor, kopuk yaşıyorlar. Böylelikle de merhamet ve duygu bağı yetim kalıyor.

Şimdiki nesil verilen özgüvenle anne babaya her dediğini yaptırtıyor. Eskiden aile büyüğü ne dese çocuklar kararlara saygı duyarlardı. Anne babalar evi yönetirdi. Kelimeler saklanır, bakışlar yani beden dili ile konuşulur ve anlaşılırdı. Yapma, etme yerine bir bakış bile çok şeyi ifade ederdi. Şimdi ise çocuklar anne babayı yönetiyor. Nereye gidilecek, kime gidilecek, ne alınacak... Önce çocuklara soruluyor. Eve gelen babaannesinin, anneannesinin bile odasında uyumasına bazı çocuklar razı gelmiyor.

Zayıflayan duygu bağımız ile dünyamızdaki kin, öfke, kıskançlık, çekememezlik, bencillik, dedikodu hepimizi esir alıyor. Bu da gerek aile içi gerekse de aile dışı ilişkilerimize yansıyor. Bizi bencilleştirip olumsuz duygularla bedeni, ruhu daha çok yoruyor, akrabalık bağına da zarar veriyor.

Günümüzde kardeş kardeşin malını, çocuğunu kıskanır hâle gelmiş. Kendi çocuğu kazanamadıysa sizin ve çocuğunuzun nice emeklerle kazandığı okulu, parayı çekemiyor, göz koyuyor. Bu da acı yanımız. Bu yüzden herkes aile içindeki bazı özel meselelerini herkese açıklamamalı. Bazı şeyleri aile içinde sır bırakmalı. Malını, evladını, ilişkilerini dışarıda çok anlatmamalı, abartmamalı. Bazı şeyleri hatta saklamalı, özeline saygı duyup korumalı.

Ama şu bir gerçek ki birbirine emek veren, destek olan aileler, daha çok mutlu ve huzurlular. Bu yuvalar da berekette eksik olmaz. Kıymet bilmek, emek vermek arif insana yakışır. Zorluk kolaylaşır, sevgi paylaşıldıkça çoğalır, acı paylaşıldıkça azalır.

İnsanın insana en çok da aileye ihtiyacı var. Kan bağı ve can bağı ne kadar kuvvetli olursa ilişkiler de o kadar sağlam olur. Samimiyet ve art niyetsizlik kişileri birbirine daima bağlar. Çift kişilikler sonunda tek kalır. İçi dışı bir olan, dürüst olan daima kazanır. Sevilir, sayılır, değer görür. Huzura yoldaş olur.

Dilerim her ailede birlik beraberlik ve sevgiyle büyüyen çalışkan, iyimser, merhametli ve duyarlı evlatlar yetişir. Anne babalar da ailesi için doğru olanı yapar, yuvalar huzura, mutluluğa teslim olur. Yaşanan ömre kalite katar.
05.05. 2026
Fatma ÖZGER BİLGİÇ