Fon soruşturmasında artık mızrak çuvala sığmıyor! Başlangıçta sermaye piyasalarındaki işlemlere ilişkin bir adli soruşturma olarak görülen dosya, ulaşılan isimler ve ortaya çıkan ilişkilerle çok daha geniş bir siyasi ve hukuki meseleye dönüşmüş durumda.
"HİÇ UMMADIĞIMIZ İNSANLAR..!"
Fon soruşturmasında artık mızrak çuvala sığmıyor! Başlangıçta sermaye piyasalarındaki işlemlere ilişkin bir adli soruşturma olarak görülen dosya, ulaşılan isimler ve ortaya çıkan ilişkilerle çok daha geniş bir siyasi ve hukuki meseleye dönüşmüş durumda.
Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya'nın tutuklanması ise soruşturmanın seyrine yeni bir boyut kazandırdı. İki milyar liralık iadenin gerçekleşmiş olmasına rağmen tutuklama kararı verilmesi, dosyanın ciddiyetini artırdı. Tutuklama gerekçesi, "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak" olarak açıklandı. Kaya'nın eşi İlyas Kaya ile eski SPK Başkanı İbrahim Ömer Gönül ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.
***
Elbette hukuki süreç devam edecek; iddialar ve savunmalar yargı önünde değerlendirilecek. Ancak soruşturmanın ulaştığı siyasi ve bürokratik isimler, meselenin artık sıradan bir finansal usulsüzlük iddiasından ibaret olmadığını gösteriyor.
Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Güney Kore ziyareti dönüşünde yaptığı açıklama, tam da bu noktada dikkat çekiciydi: "Hiç ummadığımız insanlar bu işlerin içerisine girmişler."
Erdoğan, rüşvet, usulsüzlük ve piyasa manipülasyonlarına kesinlikle taviz verilmeyeceğini, haksız kazanç sağlayan herkesin hesabını vereceğini söyledi. Devlet Denetleme Kurulu'nun da inceleme yürüttüğünü açıkladı.
Bu sözler, yalnızca yargıya destek mesajı değil, iktidarın kendi kadrolarına yönelik de ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Üstelik bu açıklamaların ardından eski bir bakanın tutuklanması, meselenin siyasi ağırlığını daha da artırdı.
***
"Hiç ummadığımız insanlar" ifadesi üzerinde özellikle durmak gerekiyor. Demek ki soruşturmanın ulaştığı ilişkiler, iktidar çevrelerinde bile şaşkınlık yaratacak boyutlara ulaşmış.
Cumhurbaşkanı'nın ortaya koyduğu iradenin hakkını teslim edelim. Kendi siyasi kadrolarından isimlerin de soruşturma kapsamına girmesine rağmen sürecin sürdürülmesi gerektiğini söylemesi, siyasi sorumluluk bakımından önemli.
Ancak siyasette kararlılık açıklamak başka, o kararlılığın sonuçlarına katlanmak başkadır.
Asıl sınav, soruşturmanın siyasi yakınlığa, makama ve geçmişte üstlenilen görevlere bakılmaksızın yürütülmesidir. Çünkü devlet yönetmek, yalnızca başarılı işleri sahiplenmek değil, kendi kadronuzdaki yanlışlarla da yüzleşebilmektir.
Temiz eller söyleminin inandırıcılığı, önce insanın kendi ellerini temiz tutabilmesine bağlıdır.
***
Gelelim Adalet Bakanı Akın Gürlek'e...
Gürlek'in 3 Kasım'da yaptığı açıklamalar, soruşturmanın sıradan bir borsa manipülasyonu dosyasını çoktan aştığını ortaya koyuyor. Açıklanan verilere göre 433 şüpheli bulunuyor. Bunların 112'si tutuklu, 186'sı adli kontrol altında. Ayrıca 38 kişi hakkında yakalama kararı bulunuyor.
Gürlek'in, üst düzey finans bürokrasisini de kapsayan organize bir suç yapılanmasına dikkat çekmesi özellikle önemli. Denetim mekanizmalarına kadar uzandığı belirtilen ilişkilerin araştırılması, soruşturmanın en kritik boyutlarından birini oluşturuyor.
Ancak burada hassas bir denge var: Suçlamaların ağırlığı ne olursa olsun, herkesin masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkı korunmalı. Çünkü adaletin gücü, kaç kişinin tutuklandığıyla değil, delillerin tarafsız biçimde değerlendirilmesiyle ölçülür.
***
İşin bir de toplumsal boyutu var ki asıl rahatsızlık burada büyüyor.
Emekli ay sonunu getiremiyor, işçi eriyen maaşıyla kira ve mutfak masraflarını denkleştirmeye çalışıyor. Pazara çıkan vatandaş, istediğini değil, cebinin yettiğini alıyor. Gençler geleceklerini başka ülkelerde ararken esnaf ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Böylesi bir ekonomik tablonun ortasında, siyasi nüfuz sahibi isimlerin büyük fonlar ve haksız kazanç iddialarıyla anılması, toplumun adalet duygusunu kaçınılmaz olarak yaralıyor.
Burada itirazımız kimsenin zenginliğine, yatırım yapmasına veya meşru yollardan servet edinmesine değil. Mesele; varsa haksız kazanç, siyasi nüfuzun sağladığı ayrıcalıklar ve kamu gücünün kişisel çıkarlar için kullanılmasıdır.
Çünkü vatandaşın gözünde ortaya çıkan tablo son derece çarpıcı:
Bir tarafta geçim sıkıntısıyla boğuşan milyonlar, diğer tarafta siyasi ve bürokratik ilişkilerin gölgesinde büyüyen servet iddiaları...
İşte asıl güven kaybı da bu çelişkiden doğuyor.
***
AK Parti açısından asıl siyasi sınav şimdi başlıyor.
Parti, yıllardır yolsuzlukla mücadele, kul hakkı ve kamu kaynaklarının korunması söylemini siyasetinin önemli dayanaklarından biri olarak kullandı. Şimdi bu ilkelerin, kendi saflarında görev yapmış ve önemli makamlarda bulunmuş isimler söz konusu olduğunda da uygulanıp uygulanmayacağı görülecek.
Muhalefetin eleştirileri de tam bu noktada yoğunlaşıyor. Belediyelere ve seçilmiş siyasetçilere yönelik soruşturmalardaki sert tutumla fon dosyasındaki gelişmeler karşılaştırılıyor. Hukukun siyasi ayrım gözetmeden uygulanıp uygulanmadığı sorgulanıyor.
Elbette her soruşturmanın kendine özgü delilleri ve hukuki şartları vardır. Ancak hukuk önünde eşitlik, yalnızca söylemde kalan bir ilke olamaz.
***
Yolsuzlukla mücadele, yalnızca siyasi rakiplerin kapısını çalmakla olmaz. Asıl samimiyet, kendi mahallenizdeki yanlışın da üzerine gidebilmektir.
Üstelik bu dosyada yalnızca soruşturma kapsamındaki kişilerin değil, denetim mekanizmalarının da sorgulanması gerekiyor.
Eski SPK Başkanı'nın adli kontrol şartıyla serbest bırakılmış olması, finansal denetimin işleyişine ilişkin tartışmaları daha da önemli hâle getiriyor.
Böylesine geniş bir finansal yapılanma iddiası varsa, denetim mekanizmaları bugüne kadar neden etkili biçimde çalışmadı? İddia edilen usulsüzlükler zamanında tespit edilemedi mi? Varsa ihmal ve görev kusurlarının sorumluları kimler?
Bunlar cevapsız bırakılmaması gereken sorular.
Çünkü yangını söndürmek kadar, yangının neden ve nasıl çıktığını ortaya koymak da devletin sorumluluğudur.
***
Millet artık hamasi söz değil, somut sonuç; siyasi yakınlık değil, eşit hukuk; vaat değil, hesap verebilirlik istiyor.
Garibanın cebindeki son kuruşun hesabını soran devlet, güçlülerin servetinin kaynağını sorgulamaktan imtina edemez.
Cumhurbaşkanınaçıklaması da bu bakımdan önemli:
"Rüşvet, usulsüzlük, suistimal, bütün bunlar tek tek ortaya çıkartılıyor. Tabii bir gerçek var. Bakıyorsunuz hiç ummadığınız insanlar bu işlerin içerisine girmişler. Yargı bunları tespit ediyor ve gerekeni yapıyor. Haksız kazanç sağlayan, sermaye piyasalarını manipüle eden veya bunlara çanak tutan kim varsa, bunun hesabını verecek. Sermaye piyasalarımızı bu mikroptan temizleyecek, inşallah her açıdan daha sağlıklı bir yapıya kavuşturacağız."
Bu sözler, iktidarın kendi içerisindeki yanlışlarla yüzleşmesinin başlangıcı olmalı. Çünkü mesele birkaç kişinin tutuklanmasıyla kapanacak kadar küçük değil. Mesele; devletin denetim gücü, siyasetin hesap verme sorumluluğu ve hukukun herkese eşit uygulanmasıdır.
Unutulmasın: Adalet yalnızca güçsüzün kapısını çalıyorsa orada hukuk eksik, güçlüye de ulaşabiliyorsa devlet vardır.
***
TUTUKLANANLAR KİM?
Peki, tutuklu bulunan 112 şüpheli arasında kimler var? Fon soruşturmasındaki iddia edilen yapılanmanın boyutunu ve uzandığı makamları gözler önüne seren isimlerden yalnızca bir düzinesi...
İŞTE DİKKAT ÇEKEN 12 İSİM:
1. Fatma Betül Sayan Kaya: Eski Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, eski AK Parti Genel Başkan Yardımcısı.
2. Ertan Aydın: Eski Başbakan Başdanışmanı, eski AK Parti Ankara Milletvekili.
3. Mustafa Aksu: Eski Tarım ve Orman Bakan Yardımcısı.
4. Korkmaz Enes Ergun: Eski Borsa İstanbul Genel Müdürü.
5. Erkan Kilimci: Eski Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkan Yardımcısı.
6. Abdulkadir Özkan: Eski Başbakanlık Başdanışmanı, eski Diyanet ve Millî Eğitim Bakanlığı Basın Müşaviri.
7. Taha Çakmak: Eski Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik Genel Müdürü.
8. Gürol Sami Özer: Eski Türkiye Sigorta Genel Müdür Yardımcısı.
9. Erman Çete: Eski Sermaye Piyasası Kurulu Daire Başkanı.
10. Eren Yeşilyurt: Eski Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelirler Başkontrolörü.
11. Kerem Alkin: Eski OECD Daimî Temsilcisi, büyükelçi ve ekonomi profesörü.
12. Emre Alkin: Eski kamu yöneticisi.
***
GÜNÜN SÖZÜ
Adalet, güçlüye dokunamadığında hukuk olmaktan çıkar, güçlünün gölgesine dönüşür