Türkiye Gastronomi Liseleri Projesi kapsamında İstanbul, Erzurum, Gaziantep, Konya, İzmir, Hatay ve Trabzon belirleniyor. Anadolu'nun binlerce yıllık mutfak kültürüne ev sahipliği yapan Diyarbakır ise yine listenin dışında bırakılıyor!
DİYARBAKIR'IN MUTFAĞI VAR, LİSESİ YOK!
Türkiye'nin gastronomi alanında yeni bir eğitim hamlesi başlatılıyor.
Millî Eğitim Bakanlığının Türkiye Gastronomi Liseleri Projesi kapsamında İstanbul, Erzurum, Gaziantep, Konya, İzmir, Hatay ve Trabzon belirleniyor. Anadolu'nun binlerce yıllık mutfak kültürüne ev sahipliği yapan Diyarbakır ise yine listenin dışında bırakılıyor!
Bu, sıradan bir eksiklik değil. Diyarbakır'ın sahip olduğu değerlerin, potansiyelin ve eğitim ihtiyaçlarının karar alma mekanizmalarında ne ölçüde karşılık bulduğunu sorgulamayı gerektiren ciddi bir mesele.
Düşünün ki bu kadim şehir; ciğeri, kaburga dolması, meftunesi, burma kadayıfı ve sayısız yöresel lezzetiyle Türkiye'nin gastronomi hafızasında önemli bir yere sahip. Nice medeniyetin izlerini taşıyan mutfağı, yalnızca turistik bir zenginlik değil, korunması ve gelecek kuşaklara aktarılması gereken kültürel bir miras.
***
Böylesine güçlü bir mutfak kültürüne sahip kentin gastronomi liseleri projesinde yer almaması kabul edilebilir mi?
Bakanlığın şehirleri belirlerken hangi ölçütleri esas aldığı ve Diyarbakır'ın neden kapsam dışında bırakıldığı açıklığa kavuşturulmalı.
Üstelik mesele yalnızca Diyarbakır'da bir okul açılması da değil. Bu proje; gençlerin meslek edinmesini, yerel mutfağın bilimsel yöntemlerle korunmasını, turizm sektörünün nitelikli personel ihtiyacının karşılanmasını ve kentin ekonomik potansiyelinin değerlendirilmesini sağlayacak önemli bir fırsat.
Şehir bütün bu imkânlara sahipken böylesi bir eğitim yatırımının dışında tutulması, sineye çekilecek bir durum değildir.
***
ASIL SORUN ANKARA'DAN ÖNCE DİYARBAKIR'DA!
Aynen de öyle!
Bir kentin projelerden yararlanabilmesi için yalnızca potansiyel sahibi olması yetmez. O potansiyeli Ankara'ya anlatacak, takip edecek, savunacak ve sonuca ulaştıracak bir iradeye de ihtiyaç vardır.
İşte Diyarbakır'ın en büyük sorunlarından biri ne yazık ki tam da bu: Sahip olduğu değerleri somut yatırım ve kazanımlara dönüştürecek ortak bir kent iradesinin eksikliği.
Hem de yalnızca bu meselede değil, kentin birçok yatırım ve hizmet başlığında kendisini gösteren bir sahiplenme sorunu söz konusu.
***
Önce İl Millî Eğitim Müdürlüğüne gelelim.
Şehrin eğitim yatırımlarını ve yeni projeleri takip etmek, yerel ihtiyaçları Bakanlığa taşımak ve Diyarbakır'ın bu tür fırsatlardan yararlanmasını sağlamak, kurumun temel sorumlulukları arasında.
Gastronomi liseleri gibi kentin kültürel ve ekonomik potansiyeliyle doğrudan örtüşen bir projede Diyarbakır'ın yer almaması, yerel eğitim yönetiminin girişim ve temsil kapasitesini de tartışmaya açıyor.
Başarı, aktiflik, ehliyet ve liyakat; makamda oturmakla değil, bu şehrin çocuklarına kazandırılan imkânlarla ölçülür!
Kaldı ki Diyarbakır'ın eğitimde yeni projelere, mesleki uzmanlaşmaya ve yatırımlara ihtiyacı ortadayken rutin idarecilik anlayışının dışına çıkılması gerekiyor.
Eğitim bürokrasisinin görevi yalnızca mevcut işleyişi sürdürmek değil, şehrin önüne yeni fırsatlar koymak ve bu fırsatların peşinden gitmektir.
***
MİLLETVEKİLLERİ SADECE SEÇİM DÖNEMLERİNDE Mİ HATIRLAYACAK?
Gelelim seçilmişlerimize! Kimse de gocunmasın, serzenişim kent adına. Bilirsiniz ki, "kent milliyetçiliğim" taviz vermez.
Türkiye Büyük Millet Meclisinde Diyarbakır'ı temsil eden milletvekillerimizin sorumluluğu, yalnızca siyasi faaliyetlerle sınırlı değil. Eğitimden ekonomiye, turizmden istihdama kadar kentin öncelikli meselelerini Ankara'ya taşımak ve çözüm için girişimde bulunmak da görevlerinin önemli bir parçası.
Ancak Diyarbakır'ın önüne gelen yatırım ve proje fırsatlarında ortak bir siyasi sahiplenme göremiyoruz.
***
Birlik yok, dirlik ne gezer misali!
Oysa iktidar milletvekillerinin Bakanlıklar nezdinde girişimde bulunma imkânı, muhalefet milletvekillerinin ise Meclis gündemi, soru önergeleri ve kamuoyu oluşturma gücü var.
Farklı siyasi görüşler, bir şehir için ayrışma nedeni değil, zenginliktir. Diyarbakır'ın ortak menfaatleri söz konusu olduğunda siyasi rekabet bir kenara bırakılmalı, birlikte hareket edilebilmelidir.
Denir ya, mevzu Diyarbakır'sa gerisi teferruat!
Gastronomi liseleri meselesi de bu ortak iradenin ortaya konulması gereken başlıklardan biridir. Ankara'daki karar mekanizmalarında Diyarbakır'ın ağırlığı hissettirilmelidir.
***
FESTİVALDE VARIZ, EĞİTİM YATIRIMINDA YOKUZ!
Meselenin bir başka dikkat çekici boyutu daha var.
Millî Eğitim Bakanlığının 2025 yılında düzenlediği Uluslararası Gastronomi Festivali ve Aşçılık Yarışması'nda Diyarbakır da yer aldı. Üstelik bölgesel yarışma merkezlerinden biri olarak seçildi.
Hâl böyleyken ortaya çıkan çelişki daha da belirginleşiyor.
Gastronomi organizasyonlarında Diyarbakır'ın potansiyelinden yararlanılıyor. Ancak aynı alanın kalıcı eğitim yatırımı söz konusu olduğunda kentin adı dahi zikredilmiyor.
İlgili ve yetkililere tepkim tam da bu noktada!
Bu şehir, festival fotoğraflarına fon oluşturacak bir dekor değildir.
Diyarbakır'ın ihtiyacı, kültürel değerlerinin yalnızca tanıtım malzemesi olarak kullanılmasından çok daha fazlasıdır. Gençlerine eğitim, meslek ve istihdam sağlayacak yatırımların hayata geçirilmesidir.
Gastronomi kültürünü festivallerle tanıtmak elbette kıymetli. Ancak bu kültürü yaşatacak, geliştirecek ve geleceğe taşıyacak nitelikli eğitim yatırımları olmadan bu çabalar eksik kalacaktır.
***
ŞEHRİN ODALARI VE STK'LARI DA BU SESSİZLİĞİN DIŞINDA DEĞİL!
Bürokrasi ve siyaset kadar şehrin ekonomik ve sosyal dinamiklerinin de bu meselede sorumluluğu var.
Diyarbakır Ticaret ve Sanayi Odası başta olmak üzere esnaf odaları, turizm kuruluşları, üniversiteler, meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının bu konuda ortak bir girişim ortaya koyması gerekirdi.
Görüyorum ki adeta Fransız kalıyorlar!
Oysa gastronomi eğitimi doğrudan kent ekonomisini, restoran sektörünü, yerel üreticiyi, turizmi ve gençlerin istihdamını ilgilendiriyor.
Bu kurumlar yalnızca kendi faaliyet alanlarıyla sınırlı kalmamalı; kentin ortak menfaatlerini ilgilendiren konularda da inisiyatif almalı.
Bir de kanaat önderleri var.
Ki bazılarına ben artık "kabahat önderleri" diyorum!
Kanaat önderliği yalnızca toplantılarda konuşmak, protokol sıralarında yer almak değildir. Ahalinin bir adım önünde olmanın sorumluluğuyla gerektiğinde güçlü bir itiraz ortaya koymak, kurumları harekete geçirmek ve sonuç alıncaya kadar sürecin takipçisi olmaktır.
İşte şehrin abiliği budur!
Diyarbakır'ın artık ortak meselelerde bir araya gelebilen, gerektiğinde ses yükseltebilen ve kentin hakkını birlikte savunabilen kurumlara ihtiyacı var.
Özellikle de kent milliyetçiliği namına!
***
DİYARBAKIR LÜTUF DEĞİL, HAKKINI İSTİYOR!
Velhasıl...
Diyarbakır lütuf değil, hakkını istiyor ve haykırıyor!
İlgili ve yetkili kurumlar, Diyarbakır'ın neden bu listenin dışında bırakıldığını şeffaf bir şekilde açıklamalı. Yerel yöneticiler, milletvekilleri, meslek kuruluşları ve sivil toplum temsilcileri ise bu eksikliği gidermek için ortak bir girişim başlatmalı.
Çünkü mesele yalnızca bir gastronomi lisesi meselesi değil.
Bu mesele, Diyarbakır'ın sahip olduğu değerlerin ne zaman yatırıma, ne zaman eğitime, ne zaman gerçek bir kalkınma fırsatına dönüştürüleceği meselesidir.
Diyarbakır'ın mutfağı Türkiye'ye yetecek kadar zengin; peki, bu şehrin hakkını savunacak irade neden bu kadar yoksul?
***
GÜNÜN SÖZÜ...
Sahipsiz bırakılan her değer, bir gün kaybedilen fırsata dönüşür!