Deprem afetinde çok şey kaybetti ama umudunu kaybetmemeye çalıştı. Belki de en büyük talihsizliği, bu kadar güzel insanların yaşadığı şehrin, hak ettiği güzelliklere bir türlü kavuşamamasıdır.

BİR ŞEHİR KİMSENİN ŞAHSİ MÜLKÜ, HİÇBİR MAKAM KİMSENİN TAPULU MALI DEĞİLDİR!

Nasreddin Hoca bir gün kasaptan iki okka (iki kilo) ciğer alır ve eve getirip karısına verir:
Hanım, şunu akşama güzel bir yahni yap da yiyelim,” der.

Karısı ciğeri pişirir ama eve misafirler gelince, ikram edecek başka bir şeyi olmadığı için ciğerin hepsini misafirlerle birlikte yer.

Akşam eve gelen Hoca açtır ve yemeğini sorar. Karısı mahcup ve korkmuş bir halde:

„Ahh, sorma Efendi! Ciğeri kedi yedi,” der.

Hoca hemen köşede büzülüp duran kediyi yakalar, bir kantara (teraziye) koyup tartar. Kedi tam iki okka gelmektedir.

Bunun üzerine Hoca karısına döner ve şu meşru soruyu sorar:

„Hanım, Hanım... Kedi iki okka geldi. Eğer bu kediyse, hani ciğer? Yok eğer bu ciğerse, hani kedi?!”

Şimdi dönüp Adıyaman'a bakalım. Birileri şehrimizin hâl-i pür-melâl ortadayken sürekli birbirini övüyor, birbirini alkışlıyor, yapılanları göklere çıkarıyor. Her şey güllük gülistanlık bir tavırla anlatılıyor. Ama insanın aklına Hoca'nın sorusu geliyor:

Madem her şey bu kadar güzel, o zaman bu şehir neden bu kadar köhne ve bu kadar kimsesiz?

Adıyaman insanı yüce gönüllüdür, mütevazıdır, misafirperverdir. Ekmeğini paylaşır, acısını içine atar, kederlenirsen seninle kederlenir,yokluğa sabreder. Deprem afetinde çok şey kaybetti ama umudunu kaybetmemeye çalıştı. Belki de en büyük talihsizliği, bu kadar güzel insanların yaşadığı şehrin, hak ettiği güzelliklere bir türlü kavuşamamasıdır.

Zaman geçiyor, yıllar tükeniyor, nesiller değişiyor. Ama Adıyaman'ın sorunları aynı yerde duruyor.

Hâlâ yollarımız, altyapımız, trafik çilesi ve plansız şehirleşmemiz konuşuluyor. Deprem sonrası hükümetin katkılarıyla birşeyler yapıldı yapılmaya devam ediyor. Ancak belediyecilik anlamında deprem sonrasında yapılan yolların tekrar tekrar kazılması, imardaki plansızlığın vatandaşa yüklediği çile, sosyal ve kültürel alandaki yetersizlikler Adıyaman için artık kalıcı çözümler beklediğimizi gösteriyor.

Bir siyasetçiyi sevebilirsiniz, çalışmalarını takdir edebilirsiniz. Ancak eleştirmek düşmanlık, soru sorup, sorgulamak vefasızlık değildir. Siyasileri ve göremediğimiz hizmetlerini sınırsızca övüyorsanız ya gerçekten her kesime ulaşan, modern ve örnek bir şehirde yaşıyorsunuzdur ya da şehrin gerçeklerinden uzaklaşmışsınızdır. Bile göre yapmayın bunu. Siz hiçbir işlevi olmayanları sadece övmekle kalmıyorsunuz, haysiyetinizi, dünya görüşünüzü, doğrularınızı karşı tarafın o anki ruh haline veya menfaatine göre tamamen sıfırlıyorsunuz.

Adıyaman'ın insanı belki istemeyi bilmiyor. Belki de yıllardır sabretmeyi, beklemeyi ve elindekine razı olmayı öğrendi. Ama artık bu güzel insanların kaderi de güzel olmalı.

Çünkü bir şehri sevmek, onu yönetenleri sürekli alkışlamak değil, o şehrin geleceği için hesap sormaktır. Biz kimseyle kavga etmek istemiyoruz. Kimsenin emeğini küçümsemiyoruz. Sadece giden bir neslin, kaybolan yılların ve ertelenen hayallerin hesabını soruyoruz.

Bizim hâlâ bir hayalimiz var: Çocuklarımızın mutlu olduğu, gençlerimizin geleceğini başka şehirlerde aramadığı, kadınlarımızın sosyal hayatın içinde olduğu, yolları ve parkları ve ağaçlarıyla nefes alan, kültürüyle, turizmiyle ve üretimiyle büyüyen bir Adıyaman.

Adıyaman, köhneleşmiş mimarisiyle, yetersiz sosyal ve kültürel imkânlarıyla komşu illerle arasındaki gelişmişlik farkını her geçen gün biraz daha açıyor. İnsan ister istemez soruyor: Bu şehir sahipsiz değilse, her yönüyle atıl ve neden sahipsiz kalmışların akıbetini yaşıyor? Sizi yetiştiren, tarihiyle, kültürüyle, emeğiyle size imkânlar ve makamlar sunan bu şehre biraz vefalı olun. Ya elinizi taşın altına koyun, eserinizle anılın ya da düşün artık bu bahtsız Adıyaman'ın yakasından. Çünkü siz olmazsanız da hayat devam eder; hem de belki çok daha güzelinden...

Kendini vazgeçilmez sananlara da bir hatırlatmada bulunalım: Hiç kimse bir şehrin olmazsa olmazı değildir. Şehirler şahıslarla var olmaz; şahıslar şehirlerin imkânlarıyla var olur. Makamlar gelip geçer, koltuklar el değiştirir; geriye yalnızca yapılan işler ve insanların hafızasında bıraktığınız iz kalır. Bir makamın büyüklüğü, oturanın kim olduğuyla değil, kalktığında geride ne bıraktığıyla ölçülür. Her sofrada başköşeye oturmak, sofraya katkı sunduğunuz anlamına gelmez. Çünkü bazen insanın yapabileceği en büyük hizmet, daha iyisini yapabilecek olana yerini bırakmaktır.

Adıyaman'ın artık birbirine alkış tutanlara değil, taş üstüne taş koyanlara; kendisini vazgeçilmez görenlere değil, bu şehri vazgeçilmez bir değer olarak görenlere ihtiyacı var. Kimsenin şahsi ikbali, bir şehrin geleceğinden daha kıymetli değildir. Unutulmasın; bir şehre sahip çıkmak, onun imkânlarından yararlanmak değil, insanına ve geleceğine sahip çıkmaktır. Biz Adıyaman'ın güzel insanlarına daha güzel bir kader yakıştırıyoruz. Bu kader de kimsenin lütfu değil, onların en doğal hakkıdır.