Çocuklar, ailelerinden uzakta, kendi başlarına ayakta durmaya çalışacaklar. Akıl danışacakları, yol gösterecekleri, nasihat alacakları kimse yanlarında olmayacak. Dede, nine, teyze, hala, dayı, amca, kardeş… Hiçbiri olmayacak.

Çocuk, evlenmeden önce anne babasından uzak bir mahallede, bir apartmanda, tanımadığı insanlarla birlikte yaşayacağı bir ev ayarlanır.

Ev tepeden tırnağa elden geçirilir. Eşyalar taşınır, yerleştirilir, dolaplar ağzına kadar doldurulur. Günlerce, haftalarca dışarıya çıkılmaz. Her şey ellerinin altındadır. Yok yok…

Her şey çok güzel… En azından öyle görünüyor. Kızın da oğlanın da anne babaları mutlu ve gururludur. Çocuklarını evlendiriyorlar. Mutlu olmazlar mı? Tabii ki mutlu olacaklar.

Sorun da tam burada başlıyor.

Çocuklar, ailelerinden uzakta, kendi başlarına ayakta durmaya çalışacaklar. Akıl danışacakları, yol gösterecekleri, nasihat alacakları kimse yanlarında olmayacak. Dede, nine, teyze, hala, dayı, amca, kardeş… Hiçbiri olmayacak.

Oysa küçük bir tartışma, bir yanlış anlaşılma, büyümeden önlenebilecekken kartopu gibi büyüyecek. Gelini de damadı da altına alıp eze eze yuvarlanacak. Yetmeyecek, varsa çocuklarını da ezecek. Ardından boşanmalar, mahkemeler ve ortada kalan çocuklar…

Hâlbuki anne, baba, dede, nine ve kardeşler bir arada yaşarken bunlar olmazdı. Kavga dövüş olurdu elbet, ama uzun sürmezdi. Ya aynı gün ya ertesi gün biterdi. Bitirirlerdi. Ya anne baba araya girerdi ya dede, nine… Torunlar büyüklerinin dizlerinin dibinde büyürdü. Oturmayı, kalkmayı, insanlarla geçinmeyi öğrenir; okulda öğretilmeyen dersler olduğunu görürlerdi.

Ne yaptık? Suçumuz ne? Anlatalım. Anlayan olmasa da… Anlasak da işe yaramayacak.

En başta yan yana, diz dize, göz göze iken şimdi üst üste, karşı karşıya kaldık. Pencereden pencereye tuz isterken, aramıza balkondan balkona ses geçirmeyen camlar çektik, perdeler taktık. Yetmedi, camları kararttık. Yetmedi, aramıza çifte duvarlar ördük.

Zamana yenik düştük hasılı. Ezildik, küçüldük. Paylaşmayı onursuzluk, görgüsüzlük, saygısızlık saydık.

"Altta kalanın canı çıksın! Her koyun kendi bacağından asılsın!" dedik.

Çocuklar büyüklerinin nasihatini almasın; geri kafalı, çağ dışı olmasın! Dinlemeyi, kırk yıllık, elli yıllık, yüz yıllık deneyimi, gözlemi, birikimi ve faydayı birkaç günde, birkaç dakikada öğrenmeyi internetin, telefonların, televizyonların vicdanına terk ettik.

Haydi bakalım…