Anketlerden ziyade sohbetlerde… Kahvehanelerde, sokakta, pazarda, esnafın dükkânında, aile sohbetlerinde… AK Parti'nin oy kaybettiği konuşuluyor.
AK PARTİ 25 YAŞINDA… İKTİDARIN ÇEYREK ASRI, YORGUNLUĞUN EŞİĞİ!
AK Parti, 25'inci yaşına girdi..
Çeyrek asırdır siyasetin merkezinde. Ülkeyi yönetiyor, seçim kazanıyor, iktidarını sürdürüyor.
Ancak bugün başka bir şey konuşuluyor.
Anketlerden ziyade sohbetlerde… Kahvehanelerde, sokakta, pazarda, esnafın dükkânında, aile sohbetlerinde…
AK Parti'nin oy kaybettiği konuşuluyor.
Kimi ciddi bir erimeden söz ediyor, kimi bu değerlendirmelere itiraz ediyor. Kimi ise kaybın çok daha büyük olduğunu savunuyor.
Hele bir sandık gelsin.
Ki biz de görüyoruz, yaşıyoruz; bir uzaklaşmanın varlığı artık inkâr edilemeyecek kadar belirgin!
***
Peki, bu kayba ilişkin seslerin arkasında ne var?
Aslında mesele çok açık:
AK Parti, kendisini iktidara taşıyan toplumsal tabanla arasındaki mesafeyi giderek açıyor.
Kim bu taban?
Emekli…
İşçi…
Memur…
Asgari ücretli…
Dar gelirli…
Yani sabit gelirle hayatını sürdürmeye çalışan milyonlar.
Bu kesimler, bir zamanlar AK Parti'nin en güçlü dayanaklarıydı. Ancak bugün geçim derdinin altında eziliyorlar.
***
Enflasyon artık bel bükmüyor, bel kırıyor!
Zamlar birbirini kovalıyor. Maaşlar daha cebe girmeden enflasyon canavarı tarafından aşındırılıyor, eriyor.
Emekli bırakın ay sonunu getirmeyi, bir hafta sonrasını hesaplayamıyor. Asgari ücretli hesabı şaşırıyor. Memur, aldığı ücretle kurmaya çalıştığı hayat arasındaki uçurumu kapatamıyor.
Kaldı ki sabit gelirli milyonlar için mesele artık refah artışı değil, mevcut hayatı nasıl sürdürebilecekleri!
Muhtarlıklar icra evraklarıyla dolu.
Kredi kartı, borçlusu milyonları buldu.
Hakikat ortada.
Abartı değil, rakamlar, veriler ve günlük hayatın kendisi konuşuyor.
Peki, bütün bunların siyasi bir karşılığı olmayacak mı?
Elbette olacak!
Bir de işin başka bir boyutu var.
Mental yorgunluk…
Metal yorgunluğu…
İktidar yorgunluğu…
Uzun süreli iktidarların kaçınılmaz sınavı!
İktidar nimetlerinin oluşturduğu konfor alanı, zamanla siyaseti toplumun gerçeklerinden uzaklaştırabiliyor.
Sahadaki ses duyulmuyor. Vatandaşın derdi yeterince hissedilmiyor. Eleştiri, bazen bir uyarı olarak değil, rahatsızlık olarak algılanıyor.
***
Ve belki de en tehlikelisi…
Kendi tabanınızın sizi eskisi kadar heyecanla savunmaması!
Çünkü seçmen, kendisine nasıl davranıldığına da bakıyor. Dinlenip dinlenmediğine, değer görüp görmediğine, verdiği oyun karşılığında ne bulduğuna bakıyor.
Bir de 25 yılın getirdiği bıkkınlık var.
Aynı yüzler… Aynı cümleler… Aynı vaatler…
Yeni bir başlangıç beklentisi…
Yeni bir dönem arayışı…
Ve iktidarın önündeki en zor soru: Peki ya beş yıl sonra?
Bu soruya toplumun geniş kesimlerini heyecanlandıracak bir cevap üretilebiliyor mu?
Yeni nesillere kendinizi anlatabiliyor musunuz?
Daha da önemlisi, kendinizi yeniden anlatabiliyor musunuz?
Makamlara gelenler, gidenleri aratıyorsa; her yeni dönem yeni bir hayal kırıklığı üretiyorsa burada durup düşünmek gerekir.
Çünkü 25 yıl boyunca iktidarda kalmak kadar, 25 yılın sonunda hâlâ toplumun değişen beklentilerine cevap verebilmek de önemlidir.
Üstelik parti içerisinde, sizden sonrasına ilişkin hesapların, çekişmelerin ve güç mücadelelerinin yaşandığı da biliniyor.
Bütün bunlar üst üste geldiğinde ortaya çıkan tabloyu görmemek mümkün değil.
***
İktidarın yükü ağırlaştıkça, yorgunluğu da büyüyor.
Ancak mesele yalnızca AK Parti'nin yıpranması değil.
Asıl mesele, bu yıpranmanın karşısında nasıl bir siyasi alternatif bulunduğu!
İşte burada işin rengi değişiyor.
AK Parti'nin sorunları var. Seçmenin tepkisi var. Oy kaybı ihtimali var.
Fakat iktidardan uzaklaşan seçmenin gideceği adres konusunda aynı netlik yok.
Çünkü memnuniyetsizlik başka şeydir, alternatif bulmak başka!
Seçmen, yıllarca destek verdiği bir partiden uzaklaşabilir. Ama yerine kime, neden ve hangi güvenle oy vereceğini de bilmek ister.
Sandık ortada yokken tepki göstermek kolaydır. Sandık yaklaştığında ise hesap değişir.
***
Vatandaş bu kez kendisine şu soruyu sorar:
Bunlar gitsin de yerine kim gelsin?
Muhalefetin en büyük açmazı da burada.
Toplumsal tepkiyi ortak bir siyasi hedefe dönüştürebilen, geniş kesimlere güven veren, ülkenin geleceğine ilişkin somut bir program ortaya koyabilen bütünlüklü bir yapı henüz görünür değil.
Yolsuzluk, usulsüzlük, rüşvet iddiaları… Hele son dönemde kamuoyuna yansıyan, cinsel içerikli skandallarla ilgili tartışmalar…
Bütün bunlar muhalefetin zaten dağınık olan görüntüsünü daha da ağırlaştırıyor.
Al birini, vur ötekine!
İttifak arayışları da giderek anlamını yitiriyor. Çünkü siyasi hesaplar, ortak hedeflerin önüne geçiyor.
Böylesi bir atmosferde seçmenin beklentileri arada kaynayıp gidiyor.
Ez geç!
***
DEM Parti'nin kendi siyasi hattında büyüme arayışı, Yeni Parti ile ilişkilerindeki değişim ve elbette "Terörsüz Türkiye" süreciyle birlikte şekillenen yeni siyasi atmosfer…
Muhalefet bloğundaki hızlı farklılaşmalar…
MHP ise Cumhur İttifakı'nın geleneksel ortağı olarak yerini koruyor.
Dolayısıyla ortaya ilginç bir çelişki çıkıyor:
İktidar yıpranıyor ama muhalefet bu yıpranmayı kendisi için güçlü ve ortak bir seçmen desteğine dönüştüremiyor.
Çünkü muhalefetin izlediği siyasi rota, kendi içinde de ciddi tartışmaları, güven sorunlarını ve siyasi-ahlaki sorgulamaları barındırıyor.
İşte Türkiye siyasetinin en önemli açmazlarından biri de bu!
AK Parti'nin karşısındaki en büyük avantaj, yalnızca kendi tabanının büyüklüğü değil; muhalefetin ortak bir gelecek fikri etrafında buluşmakta zorlanması.
Ancak bu durum iktidar için sonsuz bir güvence de değil.
Çünkü seçmen davranışı sabit değildir.
Bugün alternatifsiz görünen bir siyasi alan, yarın yeni bir aktörle şekillenebilir. Bugün kararsız duran seçmen, yarın çok farklı bir tercihte bulunabilir.
Siyasette boşluk uzun süre boş kalmaz.
***
Sandık yaklaştığında hesaplar değişebilir. Yeni siyasi oluşumlar ortaya çıkabilir. Bugün kararsız görünen seçmen, yarın çok daha belirgin bir tercihte bulunabilir.
Dolayısıyla 2027 sonu veya 2028 başında yapılması muhtemel seçimler için bugünden kesin hükümler vermek doğru değil.
Fakat AK Parti'nin 25'inci yılında üzerinde düşünmesi gereken soru oldukça net:
Bir zamanlar değişim talebinin adresi olan AK Parti, bugün neden değişim beklentisinin muhatabı hâline geldi?
Bu sorunun cevabı yalnızca ekonomi politikalarında aranamaz. Yönetim anlayışında, kadro tercihlerinde, toplumla kurulan ilişkide ve siyasetin kendini yenileme kapasitesinde aranmalıdır.
Çünkü 25 yıl önce iktidara yürüyen AK Parti'nin en büyük gücü, eski siyasetin yerine yeni bir şey söyleyebilmesiydi.
Bugün ise kendi geçmişinin ağırlığını taşıyor.
Ve tam da burada, 25 yıllık iktidarın en çetin sınavıyla karşılaşıyoruz:
Kendi hikâyesini yeniden yazabilmek!
***
Muhalefete gelince…
Hani diyoruz ya, kurulacak bir tabela partisi bile siyasetin ezberini bozabilir!
Elbette mesele yalnızca tabela asmak değil. Mesele, o tabelanın arkasına bir fikir, bir kadro, bir iddia ve bir gelecek koyabilmek.
Çünkü Türkiye'de iktidarın 25 yıllık yorgunluğu kadar, muhalefetin 25 yıldır iktidara alternatif olamama meselesi de konuşulmayı hak ediyor.
Neyse!
Seçim, "erken seçim" mi olacak, yoksa "erkene çekilen seçim" mi?
Ne olur, zaman gösterecek.
Ama son sözü biz değil, yine seçmen söyleyecek!
***
GÜNÜN SÖZÜ
İktidarın gerçek ömrünü, kaç yıl sürdüğü değil; toplumun değişen beklentilerine ne kadar cevap verebildiği belirler.