Fon krizi büyüdü, tartışmalar uzadı, yatırımcının gözü ödeme sürecine çevrildi. Herkesin beklentisi aynı: Birikimlerimize ne zaman ve nasıl kavuşacağız?

DEV ESKİMEDEN FİL BÜYÜDÜ!

Fon krizi büyüdü, tartışmalar uzadı, yüz binlerce yatırımcının gözü ödeme sürecine çevrildi. Herkesin beklentisi aynı: Birikimlerimize ne zaman ve nasıl kavuşacağız?

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sorunlu fonlara ilişkin çalışmaların koordinasyon içinde sürdürüldüğünü belirterek yatırımcılara mümkün olan en kısa sürede, en yüksek düzeyde ödeme yapılması için gerekli adımların atıldığını açıkladı.

Nitekim ilk ödeme süreci de başladı. A1 Capital, Bulls ve Pardus'a ait 17 fonda bulunan 43 bin 643 yatırımcıya yönelik ödemeler 8 Ekim itibarıyla devreye alındı. Tasfiye kapsamındaki diğer fonlar için de ara ödeme modeli oluşturuldu.

Ancak asıl mesele, ilk ödemelerin başlamasıyla sınırlı değil. SPK'nın açıkladığı modele göre ara ödemeler, yatırımcının net yatırım tutarı esas alınarak her fon için ayrı ayrı ve en fazla 1 milyon lira olacak. Nihai tasfiye ödemeleri ise süreç sonunda belirlenecek.

455 bin 758 yatırımcının beklentisi açık: Hak kaybı yaşanmadan, belirsizlik uzamadan, birikimlerine kavuşmak.

Dev eskimeden fil büyüdü misali!

Şimdi öncelik, büyüyen krizin gölgesinde kalan yatırımcının hakkını teslim etmek.

Bir başka önemli başlık da zararın nasıl karşılanacağı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, tasfiye sürecindeki fonlardan kaynaklanan zararlar için Hazine kaynağının kullanılmayacağını açıkladı.

Yatırımcıların gözü şimdi uygulamanın tamamında. Fon varlıklarının tasfiyesi, geri kazanılabilecek kaynaklar ve sorumluların mal varlıklarından sağlanacak tahsilat, sürecin önemli parçaları.

Vatandaşın beklentisi yalnızca ödeme değil; hakkının eksiksiz teslim edilmesi ve yaşananların hesabının sorulmasıdır.

Bunun yolu da sözlerin somut adımlarla desteklenmesinden geçiyor.

***

AÇGÖZLÜLÜĞÜN SİYASETİ, ROZETİ OLMAZ!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın haksız kazanç sağlayanlara yönelik şu sözleri önemli:

“Milletin hakkına girenler, haksız kazanç sağlayanlar, sahtekârlık yapanlar hesabını verecekler.”

Asıl mesele, bu sözlerin sahada karşılık bulmasıdır.

Haksız kazanç iddiaları, kişinin siyasi kimliğine ya da makamına bakılmaksızın araştırılmalı. Suçluluğu delillerle ortaya konulanlar hukuk önünde hesap vermeli.

Siyasi ahlak, yalnızca rakibin yanlışını göstermekle ölçülmez. Asıl sınav, insanın kendi çevresindeki yanlışlarla da yüzleşebilmesidir.

İktidar da muhalefet de aynı ölçüye tabi olmalı. Hiç kimse siyasi kimliğinin arkasına sığınmamalı; hiç kimse de delilsiz suçlamalarla mahkûm edilmemeli.

Adaletin ölçüsü, kişinin kimliği değil, ortaya konulan delillerdir.

***

ÜZÜM YEMEK Mİ, BAĞCIYI DÖVMEK Mİ?

Fon krizi üzerinden yürütülen siyasi tartışmalar, zaman zaman asıl meselenin önüne geçiyor.

Muhalefetin görevi iktidarı denetlemek, hesap sorulmasını sağlamak ve kamuoyunu bilgilendirmektir. Ancak bunun yolu, doğrulanmamış bilgileri kesin hüküm gibi sunmaktan veya isim benzerliklerinden suç isnadı üretmekten geçmez.

Aynı şekilde iktidarın da her eleştiriyi siyasi operasyon olarak nitelendirerek geçiştirmesi kabul edilemez.

İddia başka, kanıt başka. Siyasi eleştiri başka, suç isnadı başka.

Bakan Mahinur Özdemir Göktaş’ın ailesine yönelik iddialar da bu çerçevede değerlendirilmeli. Dosyayla bağlantısı somut biçimde ortaya konulmadan kişilerin isimleri üzerinden suçlama yapılması, gerçeğin aydınlatılmasına değil, itibarların zedelenmesine hizmet eder.

AK Partili Özlem Zengin’in dosyadaki listenin açıklanmasına yönelik çağrısı da şeffaflık bakımından tartışılabilir. Ancak her adım hukukun sınırları içinde atılmalı; kişisel veriler, masumiyet karinesi ve soruşturmanın gizliliği gözetilmeli.

Ali Emre Ballı’nın ölümüyle ilgili tartışmalarda da aynı ilke geçerli. Aydınlatılması gereken hususlar varsa, bunlar spekülasyonlarla değil, doğrulanabilir bilgiler ve yetkili makamların incelemeleriyle açıklığa kavuşturulmalı.

Hele ki ölümünden bir gün önce BDDK’ye giderek Şahap Kavcıoğlu ile görüştüğü iddiası var iken!..

Gerçeği aramak başka, delilsiz hüküm vermek başkadır. Hukuk, her iki yanlışa karşı da korunmalıdır.

***

Türkiye’nin kamusal işleyişini felç eden en büyük sorunlardan biri yolsuzluktur. Belediyelerden kamu kurumlarına, üniversitelerden sağlık sistemine kadar uzanan iddialar, toplumun adalet ve güven duygusunu aşındırıyor.

Elbette peşinen herkesi itham etmek doğru değil. Her iddia araştırılmalı, her suçlama delille desteklenmeli. Ancak yolsuzluk iddialarının sıradanlaşması da görmezden gelinemez.

Yolsuzluğun dini, mezhebi, meşrebi, mesleği, ırkı, sınıfı, siyaseti ve partisi olmaz.

Bu mesele artık yalnızca ekonomik bir kayıp değil; toplumsal güveni, devletin işleyişini ve birlikte yaşama iradesini tehdit eden bir sorun.

Haksız kazancın cezasız kaldığını düşünenler adalete güvenini yitiriyor. Emeğiyle geçinenler, birilerinin kamu kaynakları üzerinden servetini büyüttüğünü gördükçe devlete ve hayata küsebiliyor. Daha da tehlikelisi, kötülüğün karşılıksız kaldığını düşünenler aynı düzenin parçası olmaya yönelebiliyor.

Böylece yolsuzluk yalnızca kaynakları tüketmiyor; ahlakı aşındırıyor, toplumu ayrıştırıyor ve hukuka olan inancı zedeliyor.

Bir beka sorunumuz varsa, onun adı yolsuzluktur.

Bu nedenle mücadele, siyasi hesapların gölgesinde kalmamalı. Kim yaparsa yapsın, kimi rahatsız ederse etsin, kimin çıkarına dokunursa dokunsun; yolsuzluk iddiaları kararlılıkla araştırılmalı, sorumlular hukuk çerçevesinde hesap vermeli.

Vatan, millet ve kamu yararı adına ihtiyaç duyulan şey, slogan değil; şeffaflık, etkin denetim ve tavizsiz adalettir.

***

GÜNÜN SÖZÜ

Bir ülkenin gerçek gücü, haksız kazanca göz yummamasında saklıdır