Derin analizlere girmeden önce haritaya baktığımızda ABD donanmasının demir attığı coğrafyada İran’a yönelik tehdit konuşulurken gözden kaçırılan bir ülke var: YEMEN

ABD, HİNT OKYANUSUNA ( UMMAN DENİZİNE ) SADECE İRAN İÇİN Mİ GELDİ ?

Gerekçelerine yazmadan ve derin analizlere girmeden önce haritaya baktığımızda ABD donanmasının demir attığı coğrafyada İran’a yönelik tehdit konuşulurken gözden kaçırılan bir ülke var: YEMEN

Tahminim odur ki ABD donanmasının ilk hedefi şimdi dillendirilmese de kısa zaman sonra YEMEN olacaktır.

Suriye ve Lübnan’da Hizbullah’ın beli kırıldı ve tehdit olmaktan çıkarıldı. Irak’ta da Haşti-Şabi kontrol edilebilir durumda. İran’ın vesayet savaşlarında ki en önemli ülke bazlı tek kolu olan sadece Yemen kaldı.

İsaraile karşı en etkili füze saldırılarını yapan ve denizde de ABD donanmasına ve İsrail ile ticaret yapan gemilere saldıran Yemen, ABD’nin öncelikli hedefleri arasındadır.

Son yirmi yıldır İran’ın; Lübnan, Suriye, Irak ve Yemen’de silahlandırıp vesayet savaşlarına soktuğu tüm silahlı a-simetrik savaş çeteleri, Yemen’in cezalandırılması ile birlikte İran’ın sınır ötesi “Şii hilali” yani mezhebe dayalı stratejik dış politika planı da son darbeyi yemiş olacaktır.

İşte ABD’nin asıl beklenen İran saldırısı da Yemen’i cezalandırdıkta ve tehdit olmaktan çıkardıktan sonra gelecektir.

Peki ABD İran’dan ne istiyor?

İran, ABD’nin rakibi ve tehdit olarak gördüğü ülkeler ile siyasi ve ekonomik ilişkilerine devam ediyor. Başta Çin olmak üzere.

Ayrıca İran, İsrail’in “varoluşsal” düşmanı,

yani İsarail’i tanımamanın ötesinde yok edilmesi ve haritadan silinmesi gerektiğini “inanç temelli” imani bir gerekçe ile ilan etmiş bir ülkedir.

İran’ın gözünde İsarail “varlık” olarak yok hükmündedir.

Ve tabi bir de ABD’nin saldırılarının görünen ve ilan edilen bir gerekçesi daha vardır o da İran’ın nükleer silah programıdır.

Peki ABD molla rejimin devrilmesini ve İranda “şah” dönemi benzeri yarı monarşi bir yönetimin kurulmasını mı istemektedir?

İran, 1925 yılına kadar Türk hanedanlar tarafımdan yönetilmiş bir ülkedir.

En son Kaçar hanedanı 130 yıl ( 1794-1925) İran’ı yönetmiştir. I.Dünya savaşı sonrası Rusların desteği ve işbirliği ile Fars Pehleviler darbe ile yönetimi ele geçirmişlerdir.

Ve Batının (Aryan ırkdaşlığı) sayesinde bugüne kadar Farslar çoğunluk olmamalarına rağmen, rejimin şekli değişse bile iktidarı ellerinde tutmuşlardır.

Humeyni’yi Fransa’da İran devrimine hazırlayan Avrupa, aslında 1978’de ABD’ye siyasi bir gol atmıştır. Bu arada devrimde yadsınamaz büyük destekleri olan komünist-sosyalist blokta Avrupa’nın desteğinin önemli bir bileşeni idi. Fakat devrim sonrası Tudeh komünist partisi mensupları ve tüm sosyalist devrim kanadı idam edilerek tasfiye edildi.

Bu kısa özeti yapmamın sebebi ABD ve Avrupa hiçbir zaman İran’da Fars’ların yönetimden ayrılmasını ve çoğunluğu temsil eden Türklere geçmesini asla istemezler.

İran, ABD ve Avrupa’nın bu önceliğini bildiği için siyasi hedef olduğu krizlerden hep bir şekilde çıkmayı başarmıştır.

Şimdi de değişen bir şey yoktur.

Molla rejimini insan hakları ve demokrasi iddiası ile yıkmak İran’da serbest seçimlerle yönetimi Türklere teslim etmek anlamına gelir.

Bu sonucu da ne ABD ve ne de Avrupa istemez.

Bu durumda ABD, İran’da rejimi yıkmadan ve Farsların yönetimde kalmasını sağlayarak İran yönetiminden istediklerini alana kadar baskıya devam edecektir.

Özetle sıralarsak ABD’nin istekleri şunlardır.

1- Şah Pehlevi döneminde olduğu gibi İran’ın petrol ve gaz rezervleri ABD’nin istediği şekilde çıkarılıp pazarlanacaktır. ( Venezuela gibi)

2- Mısır ve Suudi Arabistan’ın tanıdığı gibi İsrail’i tanıyacak ve İsrail’in bağımsız devlet varlığına yönelik “yok” hükmünde ki iddiasından ve inad dan vazgeçecektir.

3- Kesin olarak nükleer silah edinme hedefinden vazgeçecektir.

4- Vesayet savaşlarına son verecek “Şii silahlı güçleri desteklemekten vazgeçecektir.

İran’ın bu şartları kabul etmesi halinde İran yönetimi ister mollaların elinde olsun ister şeytanın elinde olsun ABD için farkeden bir şey olmaz.

Hakkı Şafak Ses