GAP Gazeteciler Birliği olarak Gürcistan’ın Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Batum’a gerçekleştirdiğimiz gezi ve temaslar, işte bu anlamda hepimiz için güzel bir tecrübe oldu.

GAP Gazeteciler Birliğinin Batum Gezisi

Gazetecilik sadece masa başında haber yazmak, mikrofon uzatmak ya da gündemi takip etmek değildir. İyi bir gazeteci aynı zamanda gezmeli, görmeli, insan tanımalı; farklı şehirlerin, ülkelerin ve kültürlerin havasını solumalıdır.

Çünkü gazetecinin en büyük sermayelerinden biri gözlem, diğeri ise birikimdir.

Geçtiğimiz hafta GAP Gazeteciler Birliği olarak Gürcistan’ın Acara Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Batum’a gerçekleştirdiğimiz gezi ve temaslar, işte bu anlamda hepimiz için güzel bir tecrübe oldu.

Milliyetçi Gazeteciler ve Yazarlar Birliği Başkanı İsmail Türk’ün ev sahipliğinde gerçekleşen geziden güzel hatıraların yanında yeni bilgiler ve gözlemlerle döndük.

Batum’a gidince insan, sınırların kültürleri birbirinden bütünüyle ayıramadığını daha iyi anlıyor.

Yüzlerce yıl aynı coğrafyada yaşamış insanların kültürel yakınlığını, sıcaklığını ve ortak alışkanlıklarını gittiğimiz hemen her yerde hissettik. Köy ekmeğinden tatlılarına, sofralarından insan ilişkilerine kadar pek çok benzerlik, bize yabancı bir ülkede olduğumuzu zaman zaman unutturdu.

BATUM BÜYÜYOR, DEĞİŞİYOR

Batum; iklimi, yeşili ve deniziyle insanın aklına Ordu ve Rize'yi getiriyor. Ancak diğer taraftan yükselen dev binaları, modern mimarisi, sahili ve turizm yatırımlarıyla bambaşka bir şehir kimliğine doğru ilerliyor.

Teleferiği, uzun sahil şeridi, hareketli caddeleri ve gökyüzüne doğru yükselen yapılarıyla Batum, Karadeniz kıyısında adeta yeni bir turizm ve ticaret merkezi olma iddiasını ortaya koyuyor. Bazı bölgelerinde yükselen yapıları gördüğünüzde insanın aklına Hong Kong benzeri yoğun bir şehir silueti dahi geliyor.

Batum'un en önemli avantajlarından biri de deniz, şehir ve doğa turizmini bir arada sunabilmesi.

Biz gazeteciler açısından ise bütün bunları yerinde görmek ayrı bir değer taşıyor. Bir ülkeyi kitaplardan okumakla sokaklarında yürümek, esnafıyla konuşmak, sofrasına oturmak ve insanının gündelik hayatını gözlemlemek aynı şey değil.

Gezimize İlkhaber ve İlkses gazeteleri sahibi Halil Arslan, Yeniçağ yazarı Ramazan Akgün, Ertuğrul Kalafat, Şanlıurfa’dan Mustafa Ayhan, genç gazeteciler Furkan Özpolat ve Cengiz Kıymaz ile birlikte katıldık. Ben de arkadaşlarımızın birçoğu gibi Batum’u ilk defa görüyordum.

Batum konusunda bizden daha tecrübeli olan İsmail Türk ve Hamit Özpolat, şehri tanıtmak konusunda işi biraz abartınca kendimizi Batum caddelerinde kilometrelerce yürürken bulduk!

Gün içerisinde yaklaşık 12 kilometre yürüyerek herhâlde kendi çapımızda bir Batum rekoru da kırmış olduk.

Yorulduk ama değdi.

Çünkü gazeteci bazen bir şehri otomobilin camından değil, yürüyerek tanımalıdır. Caddesine girmeli, insanına dokunmalı, çarşısını görmeli, kokusunu hissetmelidir. İşte o zaman gördüklerini okuyucusuna daha doğru aktarabilir.

BATUM'DAN KARADENİZ YAYLALARINA

Batum dönüşünde ise gezimizin bambaşka bir bölümü başladı.

Bu kez rotamız Rize ve Karadeniz'in eşsiz yaylalarıydı.

Bizi İsmail Türk’ün dostları olan iş insanları Yaşar Timuçin ve Kürşat Hacısüleymanoğlu ağırladı.

Yaklaşık 1900 rakımlı yaylaya dört çeker ciplerle yaptığımız yolculuk başlı başına bir maceraydı. Dar yollar, sarp yamaçlar ve Karadeniz'in insanı kendisine hayran bırakan tabiatı...

Bir tarafta ürküten yollar, diğer tarafta baktıkça doyamadığınız bir doğa.

İşte Karadeniz yayla turizminin gerçek gücü de burada.

Türkiye'nin sadece deniz, kum ve güneşten ibaret olmayan çok büyük bir turizm hazinesi var. Karadeniz yaylaları bu hazinenin en kıymetli parçalarından biri. Doğru planlama, ulaşım imkânlarının geliştirilmesi ve doğayı tahrip etmeyen yatırımlarla bu bölgenin turizmden alacağı pay çok daha fazla olabilir.

Yaylada aynı zamanda Karadeniz insanının doğayla mücadelesini, o zorlu coğrafyada hayatı nasıl güzelleştirdiğini de gördük.

Yaşar Timuçin ve Kürşat Hacısüleymanoğlu'nun ev sahipliğini ayrıca anlatmak gerekiyor.

Bir de iki Kadir vardı; maşallahları var!

Kadir Hacıosmanoğlu ve Kadir Timuçin

Yaklaşık 15 kişilik gazeteci grubunu yaylada ağırlamak, mangalları yakmak, ızgaraları hazırlamak, sofraları kurmak kolay iş değil. Gösterdikleri performans ve samimi ev sahipliğiyle hepimizin gönlünde taht kurdular.

Ayrılırken, “Her zaman bekleriz” dediler.

Biz geliriz gelmesine de o sarp ve dar yollardan bir daha 1900 rakımlı yaylaya çıkar mıyız, orasını şimdiden söylemek biraz zor!

Ama doğrusu o yolların sonunda karşılaştığımız manzara ve misafirperverlik bütün yorgunluğa değdi.

GAZETECİNİN ÜNİVERSİTESİ BİRAZ DA YOLLARDIR

Bu gezi bana bir kez daha gösterdi ki gazetecilikte tecrübenin önemli bir bölümü yollarda kazanılıyor.

Gazeteci gezdikçe öğrenir.

İnsan tanıdıkça dünyası genişler.

Başka ülkeleri, şehirleri ve kültürleri gördükçe olaylara yalnızca yaşadığı şehrin penceresinden bakmamayı öğrenir. Bir şehrin nasıl geliştiğini, başka bir şehrin neden geri kaldığını; turizmin, ticaretin, şehirleşmenin ve insan ilişkilerinin toplumların hayatına nasıl yansıdığını yerinde gözlemleme fırsatı bulur.

Bazen yüzlerce sayfalık bir kitabın anlatamadığını birkaç günlük bir seyahat öğretir.

Bu nedenle meslek kuruluşlarının gazetecileri farklı şehir ve ülkelerle buluşturan organizasyonlarını önemsiyorum. Özellikle genç gazetecilerin yalnızca bilgisayar ekranlarından dünyayı takip etmeleri yerine fırsat buldukça gezmeleri, görmeleri ve farklı insanlarla tanışmaları gerekiyor.

Batum gezimiz de bu yönüyle sadece bir turistik seyahat değil, aynı zamanda mesleki bir tecrübe ve dostluk yolculuğu oldu.

Bu güzel seyahatte İsmail Türk’ün Batum’daki ev sahipliğine; Yaşar Timuçin ve Kürşat Hacısüleymanoğlu’nun Rize yaylalarındaki samimi misafirperverliğine teşekkür ediyorum.

Erzurum hatıralarımızdan bugüne dostluğu ve ev sahipliğiyle her zaman yanımızda olan Hamit Özpolat’a da ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

GAP Gazeteciler Birliği yıllara dayanan tecrübesiyle sadece bir meslek kuruluşu değildir. Farklı şehirlerden, farklı tecrübelerden ve farklı kuşaklardan gazetecilerin aynı çatı altında buluşabildiği önemli bir mesleki birlikteliktir.

Bizlere düşen, yıllar içerisinde oluşan bu birikimi genç gazetecilere aktarmak ve kurumsal hafızayı gelecek nesillere taşımaktır.

Çünkü gazetecilik biraz okumaktır, biraz yazmaktır, biraz dinlemektir...

Ama en önemlisi gezmek, görmek, insan tanımak ve gördüklerinden ders çıkarmaktır.

Batum’dan ve Karadeniz yaylalarından geriye güzel fotoğraflar kaldı.

Ama fotoğraflardan daha kıymetlisi; yeni dostluklar, yeni bilgiler, yeni gözlemler ve gazetecilik heybesine eklenen yeni tecrübeler oldu.