AK parti daha iktidarının ilk yıllarında bürokratik vesayetle karşı karşıya kaldı; atamalardan yatırımlara kadar pek çok alanda ciddi dirençlerle mücadele etti.
ATEŞTEN GÖMLEKLE YOLA ÇIKANLAR VE LAFLA PEYNİR GEMİSİ YÜRÜTENLER
AK Parti’nin hikâyesi gül bahçesinde bülbül dinleyerek yazılmadı. Daha iktidarının ilk yıllarında bürokratik vesayetle karşı karşıya kaldı; atamalardan yatırımlara kadar pek çok alanda ciddi dirençlerle mücadele etti.
Ardından 2008’de AK Parti hakkında “laikliğe aykırı fiillerin odağı hâline geldiği” iddiasıyla kapatma davası açıldı. Parti kapatılmadı ancak Hazine yardımının bir bölümünden mahrum bırakıldı.
Tam vesayet tartışmaları geride kalıyor derken bu kez FETÖ yapılanmasıyla karşı karşıya kalındı. 7 Şubat MİT krizi, 17-25 Aralık süreci ve nihayetinde 15 Temmuz darbe girişimi Türkiye’nin yakın tarihindeki en ağır kırılmalardan oldu.
Bütün bu süreçlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, siyasi mücadelenin merkezindeki isimdi. Bana göre Erdoğan’ın en belirgin özelliği, karşılaştığı krizler karşısında geri adım atmaması ve uzun soluklu bir mücadele ortaya koymasıdır.
Ancak siyasette asıl ölçü söz değil, ortaya konulan eserdir.
Laf Değil, Eser
Son 24 yılda Türkiye’nin ulaştırma altyapısında büyük yatırımlar gerçekleştirildi. Marmaray, Avrasya Tüneli, İstanbul Havalimanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü, 1915 Çanakkale Köprüsü, Kuzey Marmara Otoyolu ve hızlı tren hatları bunlardan sadece bazıları.
Bölünmüş yolların ülkenin dört bir yanına ulaşması, hızlı tren ağının kurulması ve büyük ulaşım projelerinin hayata geçirilmesi, Türkiye’nin altyapısında önemli bir dönüşüm meydana getirdi.
Elbette eksikler, yanlışlar ve eleştirilecek uygulamalar vardır. Ancak eleştiri yapılırken ortaya konulan eserlerin de görmezden gelinmemesi gerekir.
6 Şubat ve Devletin Yeniden İnşa Mücadelesi
Bunun en çarpıcı örneklerinden biri 6 Şubat depremleridir.
Adıyaman, Hatay, Kahramanmaraş ve Malatya başta olmak üzere şehirlerimiz büyük bir yıkım yaşadı. Binlerce insanımızı kaybettik, yüz binlerce vatandaşımız evsiz kaldı.
Böylesine büyük bir felaketin ardından devlet, bir taraftan enkazı kaldırırken diğer taraftan kalıcı konutların temellerini attı. TOKİ eliyle yüz binlerce konut ve iş yerinin yapımına girişildi; şehirlerin yeniden ayağa kaldırılması için büyük bir seferberlik başlatıldı.
Deprem bölgesinde hâlâ çözülmesi gereken sorunlar elbette var. Adıyaman’da yaşayan biri olarak bunları en yakından görenlerdenim. Ancak yapılanları yok saymak da hakkaniyetli olmaz.
Bugün deprem şehirlerinde yükselen her konut, yeniden açılan her iş yeri ve canlanan her mahalle, bu büyük yeniden inşa mücadelesinin bir parçasıdır.
Türkiye Ateş Çemberinin Ortasında
Dış politikada da Türkiye zor bir coğrafyanın tam merkezinde bulunuyor. Rusya-Ukrayna savaşı, Gazze’de devam eden insani dram ve bölgemizdeki gerilimler Türkiye’nin çok dikkatli bir diplomasi yürütmesini zorunlu kılıyor.
Tahıl koridorundan esir takasına kadar Türkiye’nin diplomatik girişimleri uluslararası alanda karşılık buldu. Böyle dönemlerde dış politika, sloganla değil akıl, denge ve diplomasiyle yürütülmek zorundadır.
Türkiye’nin Nitelikli Muhalefete de İhtiyacı Var
Türkiye’nin güçlü bir iktidara olduğu kadar güçlü, hazırlıklı ve çözüm üreten bir muhalefete de ihtiyacı vardır.
Muhalefetin görevi yalnızca iktidarın yanlışlarını göstermek değildir. Yanlış gördüğü politikanın karşısına uygulanabilir bir alternatif koyabilmelidir.
Bir köprüye karşı çıkmak kolaydır; yerine ne yapılacağını söylemek zordur. Bir konut politikasını eleştirmek kolaydır; daha iyisini hangi kaynakla, hangi sürede ve hangi yöntemle yapacağını ortaya koymak asıl siyasettir.
Sosyal medyada yapılan açıklamalar, sert konuşmalar ve karşılıklı suçlamalar ülkenin sorunlarını çözmüyor.
İktidar yaptığı işlerle hesap vermeli, muhalefet ise eleştirisinin yanına çözümünü koymalıdır.
Çünkü millet artık yalnızca söylenene değil, yapılana da bakıyor.
Atalarımız boşuna söylememiş:
“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.”
Tarih de sonunda kimin ne söylediğinden çok, bu ülkeye kimin ne bıraktığını yazacaktır.