Bu garip dünyanın derin boşluklarında kendimizi avutmaya çalışırken, ruhumuzun en ücra köşelerinde hep bir şeylerin eksikliğini hissediyoruz.

KAYIP SÜMBÜLÜN ARDINDAN
Uçurumlar arasından geçip, bir deryaya dalarak geldim bugün,
Kopup giden ömrümün ucunda, secdeye vardığım o gün...
Tan yeri ağarmış, şafağın gözlerinde hüküm sürerken düğün,
Seni arayıp da bulamadım ey mor sümbülüm!

Kâinat, senin varlığınla bürünmüş binbir renge,
Çalınmış, baltalanmış gönlüm gelmiyor hiç denge.
Ne kadar zahmet çektik seninle, düştük bu cenge,
Aşkın gayesinde yükselen o sevgi, ruhuma tek panzehir...
Seni arayıp da bulamadım ey mor sümbülüm!

Dolanıp durduk hayatın mecrasında, sanki birer ırgat,
Doğan güneş, yağan yağmur bu ara ne kadar da hoyrat!
Aşk dehlizinde çarpan yürekler, en yalın hakikat,
Seni arayıp da bulamadım ey mor sümbülüm!

Çarşı pazar dolanırsın, üstünde bir hırka-i fakir,
Okumuşsun cihanın hukukunu, her maddesine mahir.
Yıldızlara mı sakladın kendini, ey çehresi münir?
Seni kalbimin nurunda gizledim, bilesin ki ey nehir...
Seni arayıp da bulamadım ey mor sümbülüm…

Sustum insanların yaptığı her şımarıklığa,
Aşkın yükünü bir derviş gibi taktım kalbime.
Gözlerim gözlerinde kaldı, hasret çöktü sol yanıma;
Seni arayıp da bulamadım ey mor sümbülüm..
.


Modern dünya bizi durmaksızın bir koşturmacanın içine çekerken, nefeslerimiz her geçen gün biraz daha daralıyor. Bu garip dünyanın derin boşluklarında kendimizi avutmaya çalışırken, ruhumuzun en ücra köşelerinde hep bir şeylerin eksikliğini hissediyoruz. Çarşı pazarın karmaşası, insanların birbirine bağıran ama bir türlü ulaşamayan sesleri, hayatın hiç bitmeyen hengâmesi ve en çok da insanoğluğunun şımarıklıkları karşısında tek bir liman kalıyor geriye: Sabır ve hakiki sevgi. Bu arayış; insanı hem kendi iç gerçekliğine kavuşturuyor hem de kalbini teskin eden bir umut ışığına dönüştürüyor.

Bazen hayatın mecrasında birer ırgat gibi yoruluyor, tükenmişlik duygusuyla hoyrat rüzgârlara karşı durmaya çalışıyoruz. Bir direnme gücü, bir tutunacak dal arıyoruz. İşte tam o anlarda dervişane bir sükût kaplıyor içimizi. Belki de aradığımız o kutsal hakikat, tam olarak bu sessizlikte gizlidir. Kalbimize aşkın ve hasretin yükünü yükleyip gözlerimizi yıldızlara dikiyoruz; çünkü biliyoruz ki arayışın en asili göklerle başlar. Aradığımız şey bazen yitirdiğimiz kıymetli bir değer, bazen saf bir sevda, bazen de ruhumuza ayna tutan bir hakikattir.

Bugün kaleme aldığım bu mısralar; dünyanın tüm gürültüsüne karşı sessizliğe sığınma çabamızın, bir derviş sabrıyla susmanın ve o asil sükûtun içinde "Mor Sümbül"ü aramanın hikâyesidir. Bu şiir; kalabalıkların ortasında yapayalnız kalan, adaleti ve hakikati cihanın hukukunda okusa da cevabı yine kalbinin nurunda saklayan tüm yorgun ama vakur yüreklere bir selamdır.

Uçurumlar arasından geçip kendi deryasına dalarak yolunu bulanların, hasreti sol yanında mühür gibi taşıyanların derdini kendi dilimce kâğıda döktüm.

Keyifli okumalar dilerim.

Süleyman YÜKSEL