Bu akşam gönül köşemizde size bir bardak çay ikram etmek isterdim. Ama öyle alelade bir çay değil…
Gönül Köşesi — Bir Bardak Ihlamur
Bu akşam gönül köşemizde size bir bardak çay ikram etmek isterdim.
Ama öyle alelade bir çay değil…
İçinde hatıra olan, içinde merhamet olan, içinde insanlık kokan bir çay…
Hatta belki çay değil de…
Mis kokulu bir ıhlamur.
Bilirsiniz…
Ihlamurun kokusu çocukluğa benzer.
Şefkate benzer.
Hasta olduğumuzda başucumuza bırakılan fincanlara benzer.
Anne eline benzer.
Kapıya bir çocuk gelse mesela…
Üşümüş… elleri kızarmış… gözleri yorgun…
Biz ne yaparız?
Biz kapıyı kapatmayız.
Biz hemen ocağa su koyarız.
Ihlamur atarız içine.
Yanına da ne varsa çıkarırız.
Bir dilim ekmek… biraz reçel… belki bir parça peynir…
Çünkü biz biliriz…
Üşüyen çocuk sadece soğuktan üşümez.
Sevgisizlik de üşütür insanı.
Modern dünya bize zenginliği yanlış öğretti.
Markalarla… parayla… gösterişle…
Oysa gerçek zenginlik;
kapına geleni boş çevirmemektir.
Gerçek zenginlik;
kaynar sudan çıkan ıhlamur buharında saklıdır bazen.
Bir fincanı iki elle tutup ısınan küçük parmaklarda…
“Allah razı olsun” demeye utanan mahcup gözlerde…
İnsan bazen fark etmez ne kadar zengin olduğunu.
Evi vardır… ocağı yanıyordur… sevdikleri hayattadır…
Ama yine de eksik hisseder.
Oysa bir gün…
Bir bardak çayı paylaşınca anlarsın.
Zenginlik;
çok şeye sahip olmak değil…
paylaşacak bir şeyinin olmasıdır.
Bu akşam gönül köşemize yolu düşen herkese…
yüreğimden bir bardak mis kokulu ıhlamur ikram ediyorum.
İçerken şunu hatırlayın olur mu…
Belki de sandığınızdan çok daha zenginsiniz.
— Recebiye’nin Gönül Köşesi