Daracık Mahallesi’ni bilmeyen kaç Antepli vardır diye sormaya korkuyorum.

Zira fazla değil, 40-50 sene öncesine kadar ebaenced Anteplilerin oturdukları hayatlı taş evleri ile Gaziantep’in en güzel, en gözde ve en zengin mahallelerinden biriydi.

Tabakhane kadar olmasa bile, Gaziantep’in bu ve benzeri eski mahallelerinden olmak üstünlük ve övünç vesilesi sayılırdı.

Abdülkadir Konukoğlu’ndan nakledeceğim ilginç olayın geçtiği yıllarda, belki de Daracık diye bir mahalle yoktu Gaziantep’te. Var idiyse de ben hatırlamıyor olabilirim. Büyük ihtimalle de; bugün farklı isimlerle anılan bazı mahalleler gibi, Daracık da Şehreküstü adıyla biliniyordu o yıllarda. O yıllar dediğim en fazla yarım yüzyıl kadar önce si; ben diyeyim 1950-55’ler; siz deyin 1955-60 arası yıllar. Şimdilerde 60’lı yaşlarını tüketmeye başlayan Şehreküstülülerin ve Daracık Mahallesinden Abdülkadir Konukoğlu’nun Ahmet Çelebi İlkokulu’na gittikleri seneler...

O seneleri, 50 yıl öncesini yani, 50 yıl sonra bir Ramazan gecesinde konuşuyoruz Abdülkadir Konukoğlu ile. 2006 Ekim’inin ortalarında olabilir. Şahinbey Belediyesi’nin sponsorluğunu üstlendiği Şahinbey’de Sahur Vakti isimli programa konuk olmuştu çocukluğumun Sani Amcasının oğlu Abdülkadir Konukoğlu... Çekimlerin yapıldığı yere gelmesiyle, kameraların zalışması bir olmuştu. Basın Danışmanı C.Halil Çiçek dostum, iki ayağımızı bir pabuca koymuştu; “Aman ha!.. Fazla uzamasın, Abdülkadir Bey’in en geç 10’a çeyrek kala çıkması lazım” diyerek. Biz ve tüm ekip elinden geleni yapmıştı bu konuda. Çekimler 21.40’ta tamamlanmış; konuğumuz önemli bir randevusu olduğunu belirterek ayrılmak için izin istemişti ev sahibi Ömer Can’dan.

Vedalaşırken, bir çay içmeyi teklif ettim ısrarla. Kabul etti. Kamelyanın altına geçtik, çaylar gelene kadar geçmişe dair ne konuşursam faydadır diye düşünerek;

“Sizin yanılmıyorsam Şehreküstü’de çıkmaz bir sokakta eviniz vardı. Adresini tam olarak bilmiyorum ama, gitsem bulurum” dedim.

Hasretle iç geçirdi Abdülkadir bey.

“Daracık mahallesindeki evimiz.. Duruyor hala...” diye başlayan sohpetimizde laf lafı açtı; çaylara yeni çaylar, taze fıstık ve baklava tabakları eklendi, dakikalar dakikaları kovalaya kovalaya saat 24.00’ü buldu.

Belli ki geçmişini arıyordu Abdülkadir Konukoğlu.

Elinin altında tuttuğu servet, mal-mülk ve şöhret doyurmamıştı, doyurmuyordu anlaşılan. O gece öyle şeyler anlattı ve öyle sözler söyledi ki, kamuoyu önünde sanayi, üretim, para, döviz, ticaret gibi kavramlarla çıkan “para babası” bu adam, gönlünü sofra yapıp serdi önümüze.

Bir ara, söz nereden oraya geldiyse;

“Kıştı galiba” diye söze girdi Abdülkadir Konukoğlu.

Kısa bir es verip hafızasını topladı iyice. Çayından bir yudum daha aldı. Duygulu bir sesle sürtürdü konuşmasını:

“Malum.. Kış günleri kısa olur.. Okuldan çıkış saatlerimizde güneş batmış olurdu. Gerçi Ahmet Çelebi Ilkokulu’ndan evimizin arası, beş dakikalık yoldu. O saatlerde sokaklar gündüze göre kalabalık olurdu biraz. Ama biz yine de korkardık, önümüze kuduz bir köpek falan çıkar diye... O gün şansımıza köpek çıkmadı ama, yüreğime daha fazla korku salan zil zurna sarhoş bir adam çıktı. Bizim evin bulunduğu çıkmaza giden uzun ince sokakta yalpalaya yalpalaya yürümeye çalışıyordu. Bir kaç adım önümdeydi. Iki adım atıp duruyordu bazan. Bazan yere yığılmamak için duvara yaslanıyor, durup soluklanıyordu. Kendi kendine konuşuyordu bazan da”..

“Sokağı yarılamıştık ki, yanında küçük bir çocukla birlikte çarşaflı bir kadın girdi karşıdan sokağa. Içimden eyvah dedim. Sokak dar, çocukla kadın yanyana yürüdüklerinde bu iri kıyım sarhoş adamın geçmesi imkansız. Sonra.. Dediğim gibi adam sarhoş. Ne yapacağı belli mi olur. O kafayla laf atar, sarkıntılık eder, kıyamet kopar diye düşündüm çocuk aklımla. Olduğum yerde durdum; ne olur ne olmaz diyerek.”

“Sarhoş kadını farketti, önce ne yapacağını şaşırdı sanki.... Iki-üç adım kadar önümdeydi, durdu, yüzünü duvara döndü, kafasını soğuk taşlara yasladı. Eliyle yaklaşmakta olan kadına “geç.. geç” işareti verirken,

- Geç bacım, geç yavrum diye seslenmeyi de ihmal etmedi.

Kadın güven içinde çocuğuyla birlikte yaklaştı, yanımızdan geçerek yoluna devam etti.”

Abdülkadir Konukoğlu tanık olduğu bu olayı anlattıktan sonra, öyle bir söz etti ki üzerinde uzun uzun düşünmek gerek. Doğrusunu isterseniz, o gece Şahinbey Belediyesi Sosyal Tesisleri’nin bahçesindeki kamelyanın altında kartvizitimin arkasına not ettiğim bu sözü aynı zamanda beynime de kazıdım.

Size tavsiyem, beyninize kazımasanız bile yazıp bir köşede saklayın. Hani olur ya, günün birinde sarhoşun birine nasihat etmeniz gerekirse gönül rahatlığıyla söyleyebilirsiniz.

Görüntünün olası içeriği: 5 kişi, ayakta duran insanlar, takım elbise ve açık hava

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
“”