Yeryüzünün gökyüzünden aldığı en saf, en sessiz hediyedir. Düştüğü anda dünyayı değiştirir; çirkinlikleri örter, yaraları gizler, hayatı kısa süreliğine bir masala dönüştürür.

Karın İki Yüzü

Kar…
Yeryüzünün gökyüzünden aldığı en saf, en sessiz hediyedir. Düştüğü anda dünyayı değiştirir; çirkinlikleri örter, yaraları gizler, hayatı kısa süreliğine bir masala dönüştürür. Kalın beyaz örtü, şehirlerin gürültüsünü bastırır; sokaklar susar, zaman yavaşlar. Geriye yalnızca pencerelerin ardından izlenen pastoral bir manzara kalır.

Sıcak bir odadan bakıldığında kar; huzurun, sükûnetin ve dinginliğin sembolüdür. Şöminenin çıtırtısı eşliğinde yudumlanan bir sıcak çikolata, yumuşak bir koltuk, camın ardında süzülen kar taneleri… Kimileri için bu manzara estetik bir zevktir; kış tatilinin habercisi, kartpostallık bir tablonun en saf hâlidir. Beyaza bürünmüş ağaçlar, kristalleşen hava ve sessizlik… Kar gerçekten de nefes kesicidir.

Ama bu “güzel manzara” perdesi aralandığında, karın bambaşka ve çok daha acı bir yüzüyle karşılaşırız.

Yoksullukla mücadele edenler için kar, bir masal değil; uzun ve yorucu bir çiledir. O masum beyaz örtü, barınağı olmayanlar için dondurucu bir tehdide, evi derme çatma olanlar için korkuya dönüşür. Isınma imkânı bulunmayan milyonlarca insan için kar, geceleri biraz daha uzun, soğuğu biraz daha keskin kılar.

Karlı hava, zenginlerin evinde konforu artırırken; yoksulun zaten ince olan battaniyesini daha da ağırlaştırır. Her kar tanesi, sokakta kalanların donma riskini, kışlık giysisi olmayan çocukların hastalığa yakalanma ihtimalini biraz daha büyütür. Bir yerde kar sevinçtir, başka bir yerde hayatta kalma mücadelesidir.

Karın sessizliği, yoksulluğun çığlığını daha da duyulmaz hâle getirir. O saf beyazlık, ısınacak bir kömürü, doyurulacak bir mideyi, sığınılacak güvenli bir çatıyı bulamayan insanların çaresizliğini örten ince bir perdedir. Kar, lüksle yoksunluk arasındaki derin uçurumu gözler önüne seren hüzünlü ve güçlü bir aynadır.

Bu yüzden kar, yalnızca doğanın sunduğu bir güzellik değildir. Aynı zamanda toplumun vicdanına yöneltilmiş sessiz bir sorudur. Hepimize şunu hatırlatır: Aynı karın altında kimimiz huzurla izlerken, kimimiz hayatta kalmaya çalışıyoruz.

Ve belki de asıl soru şudur:
Kar yağarken içimiz ısınıyor mu, yoksa birilerinin üşüdüğünü görmezden mi geliyoruz?

Songül Özer