Sana dokunulmadığı sürece dünyanın geri kalanında ne olduğuyla fazla ilgilenmiyorsun. Başkasının evindeki yangın, senin kapına sıçramadığı sürece seni rahatsız etmiyor
Sen, “Bana dokunmayan bin yıl yaşasın.” diyorsun.
Ben, “Hiç kimsenin parmağına taş değmesin.” diyorum.
Sen kendini dünyanın merkezine koyuyorsun. Sana dokunulmadığı sürece dünyanın geri kalanında ne olduğuyla fazla ilgilenmiyorsun. Başkasının evindeki yangın, senin kapına sıçramadığı sürece seni rahatsız etmiyor. Bir başkasının hakkı yeniyor, bir başkasının emeği sömürülüyor, bir başkasının çocuğu ağlıyor; “Bana ne?” diyorsun.
Ben ise dünyanın biraz da birbirimize emanet olduğuna inanıyorum.
Bugün başkasının kapısında olan haksızlık, yarın benim kapımda olabilir. Bugün sustuğum kötülük, yarın benim sesimi kısmak için karşıma çıkabilir.
Bir toplumda adalet yalnızca kendimize dokunduğunda hatırlanıyorsa, orada adalet değil, çıkar vardır.
Sen sadece sana ait bir dünya istiyorsun.
Ben hepimizin mutlu olduğu bir dünya istiyorum.
Senin için huzur, kendi evinin kapısını kapatınca başlayan bir şey.
Benim için huzur, komşunun evinden yükselen çığlığa da kulak verebilmektir.
İnsan yalnız kendisi için yaşadığında hayatını belki kolaylaştırabilir ama dünyayı güzelleştiremez.
Bir çocuğun açlığını görüp başını çevirmek, onun açlığını ortadan kaldırmaz. Bir haksızlığa uğrayanın yanında durmamak, haksızlığı haklı hâle getirmez. Sadece kötülüğün biraz daha rahat hareket etmesini sağlar.
Kötülük çoğu zaman güçlü olduğu için büyümez.
İyiler sustuğu için büyür.
Bir toplumun ahlakı, yalnızca insanların birbirine iyi davrandığı zamanlarda değil; başkasına yapılan haksızlık karşısında ne yaptıklarıyla ölçülür.
“Bana dokunmasın.” diye başlayan düşünce, zamanla “Bana faydası olsun.”a dönüşür. Oradan da “Bana yarıyorsa doğrudur.” anlayışına kadar gider.
İnsan, kendi çıkarını hakikatin yerine koyduğunda doğru ile yanlışı da kendi menfaatine göre ölçmeye başlar.
Ben böyle bir dünyada yaşamak istemiyorum.
Benim derdim herkesin benim gibi düşünmesi de değil. Herkesin aynı hayatı yaşaması, aynı şeyi sevmesi, aynı siyasi görüşe sahip olması da değil.
Ben farklılıklarımızın bizi düşmanlaştırmadığı bir dünya istiyorum.
Birinin inancı başka olabilir, düşüncesi başka olabilir, hayatı başka olabilir. Ama bunların hiçbiri onun canının yanmasını, hakkının yenmesini, onurunun kırılmasını gerektirmez.
İnsanı insan yapan biraz da budur:
Kendisine yapılmasını istemediği şeyi başkasına yapmamak değil yalnızca; başkasına yapılan kötülüğe, kendisine yapılmış gibi itiraz edebilmek.
Taşın kimin ayağına değdiğinin bir önemi yoktur.
Can acıyorsa, can acıyordur.
Sen “Bana dokunmasın.” diyorsun.
Ben, “Kimseye dokunmasın.” diyorum.
Sen kendine güvenli bir dünya kurmaya çalışıyorsun.
Ben çocuklarımızın, komşularımızın, hiç tanımadığımız insanların da güven içinde yaşayacağı bir dünya kurmanın derdindeyim.
Belki benim istediğim dünya daha zor.
Çünkü yalnız kendini düşünmek kolaydır.
Zor olan, hiç tanımadığın bir insanın hakkını kendi hakkın kadar önemsemektir.
Zor olan, sana hiçbir faydası olmayacak bir iyiliği yine de yapmaktır.
Zor olan, sana dokunmayan bir acının karşısında susmamaktır.
İnsan olmak biraz da zor olanı seçmektir.
Ben, “Bana dokunmayan bin yıl yaşasın.” demiyorum.
Bin yıl yaşayacaksa bile, kimseye dokunmadan yaşasın diyorum.
Hatta mümkünse yılan da olmasın.
Kimsenin canını yakmadığı, kimsenin hakkının yenmediği, kimsenin yalnız bırakılmadığı bir dünya olsun.
Benim istediğim dünya yalnız benim dünyam değil.
Hepimizin dünyası.