Dünya Netanyahu-Trump epstein kan emıcılerınin adeta haydut düzenine teslim edilmiş durumda; Türkiye seyirci kalmamalı ve artık harekete geçmelidir.
Türkiye seyirci kalmamalı, Aksiyon almalı.
Dünya Netanyahu-Trump epstein kan emıcılerınin adeta haydut düzenine teslim edilmiş durumda; Türkiye artık harekete geçmelidir.
BOP kapsamında, İtraıl ve ABD’nin Gazze’de 7 Ekim’den bu yana planlı ve uzun vadeli bir stratejinin devreye soktuğu hazırlıklarında buna göre yapıldığı görülmektedir. Bölgede Tıpkı satrançta olduğu gibi, taşlar belirli bir hedef doğrultusunda adım adım ilerletilmekte; her hamle daha büyük bir planın parçası olarak uygulandığına şahit olmaktayız.
Netanyahu ve Trump’ın Epstein dosyasında ortaya çıkan ilişkileri Amerika’da yargı önüne konulması beklenirken dikkatler İran’a çevrildi.
Amerika-İran barış görüşmelerinin olumlu ilerlediği saatlerde Trump’un amacının barış değil bölgeyi yeniden dizayn etme iradesini Hameneyi ailesiyle birlikte konutunda katletmesiyle ortaya koydu.
Önce “Arz-ı Mevud” söylemi, ardından Netanyahu’nın ‘sıra diğer İslam ülkelerine gelecek’ ifadesi daha geniş bir hakimiyet alanı oluşturma projesini aleni ortaya koymaktadır… Tüm bu ağır bombardıman ve saldırılar tesadüf değildir.
Gece barış masasında görüşme yapılırken, sabah operasyon kararlarının devreye girmesi uluslararası güveni temelden sarsmaktadır.
İranlı yetkililerle yürütülen temasların hemen ardından üst düzey isimlere yönelik saldırıların gerçekleşmesi, savaş angajman kurallarının fiilen askıya alındığını göstermektedir. Kolombiya devlet başkanının evinden alınmasıyla başlayan süreç, İran lideri Hamaney ve ailesinin hedef alınıp katledilmesiyle dünyada savaş hukukunun ve adaletin askıya alındığına şahit olmaktadır.
Şimdi İran’ın çökertilmesi zayıflatılmasıyla birlikte açık tehditlerin Türkiye’ye yöneldiği bir aşamaya gelinmiştir.
ABD ve İsrail ekseninin, uygun gördüğü bir anda İngiltere ve Fransa gibi ortaklarıyla birlikte Türkiye’yi hedef alabileceği ihtimali görmezden gelinemez.
Bu mesele artık ihtimalinde ilerisine geçmiştir. Türkiye böyle bir senaryoyu seyrederek bekleyerek hareket edemez; bu durum Türkiye’nin geleceği için ciddi bir stratejik hata olur.
Türkiye, oldu-bittileri yalnızca kınamakla yetinmemeli; bölgesinin sahipsiz olmadığını dünyaya açıkça ilan etmelidir. İran, Türkiye’nin doğu hattında önemli bir güvenlik duvarıdır. İran’ın zayıflaması ya da dağılması hâlinde bunun en ağır sonuçlarını Türkiye yaşayacaktır.
Deniz aşırı binlerce kilometre öteden gelip bölgeyi yeniden şekillendirmeye çalışan ve haritalar üzerinden hesap yapan bir anlayışla ilişkiler yeniden değerlendirilmelidir.
Finansal sabotaj dahil her türlü risk millete açıkça anlatılmalı; devlet ve millet ortak bir bilinçle hareket etmelidir.
Türkiye daha ne kadar bekleyecek? Son kale düştükten sonra atılacak adımların anlamı kalmayabilir.
Türkiye, Rusya ve Pakistan gibi bölge ülkeleriyle ortak bir akıl geliştirmeli; NATO içindeki konumunu kazanç ve riskleriyle birlikte açık biçimde tartışmalıdır. Türkiye’nin menfaatlerini önceleyen bir strateji artık ertelenemez bir zorunluluktur.
Çünkü tarih, hazırlıksız yakalananları affetmez.
Devletler tehdit kapıya dayandığında değil, ufukta belirdiğinde harekete geçer.
Ve milletler, kaderlerini başkalarının yazmasına izin verdikleri gün güçlerini kaybederler.
Türkiye ya kendi stratejisini belirleyecek…
Ya da başkalarının planında bir başlık olarak anılacaktır.