İnsan çoğu zaman düşündüğünü açıkça söylemez; söylediğini de bütünüyle düşünmez. Fikirlerimizin üzerinde ince bir örtü, niyetlerimizin üzerinde yarı saydam bir tül vardır.

Şiir, fikirlerin ve niyetlerin üzerindeki tülü kaldırır.

İnsan çoğu zaman düşündüğünü açıkça söylemez; söylediğini de bütünüyle düşünmez. Fikirlerimizin üzerinde ince bir örtü, niyetlerimizin üzerinde yarı saydam bir tül vardır. Bu tül; korkularımızdan, alışkanlıklarımızdan, toplumsal kaygılarımızdan dokunur. İşte şiir, tam da burada devreye girer. Şiir, kelimelerin üstünü değil, altını konuşur. Saklananı açığa çıkarır; gizleneni görünür kılar.

Düz yazı çoğu zaman açıklamaya çalışır. Şiir ise açmaya… Açarken de dağıtmaz; yoğunlaştırır. Bir cümlede anlatılacak bir düşünceyi bir dizede, hatta bir imgeyle hissettirir. Bu yüzden şiir, fikirlerin üzerindeki tozu silmez sadece; onların gerçek rengini gösterir. Bir insanın adalet üzerine uzun uzun konuşması mümkündür ama bir mısra, o adalet arayışını yüreğin tam ortasına bırakabilir.

Şiir, niyetleri de ele verir. Çünkü şiirde yapaylık barınamaz. Yapaylık bir süre kendini saklasa bile, ritim onu ele verir; kelime seçimi ihanet eder. Samimiyet ise saklanamaz. Bu yüzden gerçek şair, önce kendine karşı dürüst olmak zorundadır. Kendi içindeki karanlıkla yüzleşmeyen biri, başkasının karanlığına ışık tutamaz.

Türk edebiyatında bunun birçok örneğini görürüz. Yunus Emre, sade diliyle hakikati en çıplak hâliyle söyler. Onun şiirlerinde süs yoktur; niyet doğrudandır. Sevgi dediğinde gerçekten sevgidir; incinmişlik dediğinde gerçekten yaradır. Aynı şekilde Mehmet Akif Ersoy, şiiri bir süs değil, bir haykırış olarak kullanır. Toplumun üzerindeki gaflet örtüsünü aralamaya çalışır. Cemal Süreya ise aşkı anlatırken aslında insanın en kırılgan yanını görünür kılar. Her biri, kendi çağının tülünü kaldırmıştır.

Şiirin gücü, doğrudan bağırmasında değil; sezdirerek göstermesindedir. Bir çocuğun yüzündeki tebessümü anlatan bir dize, belki de bir toplumun kaybettiği merhameti hatırlatır. Bir ayrılık şiiri, yalnızca iki insanı değil; insanın kendi içindeki kopuşları anlatır. Böylece şiir, bireysel olanı evrenselleştirir.

Şiir aynı zamanda cesarettir. Çünkü tülü kaldırmak risklidir. Görünmesini istemediğimiz şeyler de açığa çıkar. Şiir yazan ya da şiir okuyan kişi, kendi iç dünyasının aynasına bakmayı kabul eder. Orada hem iyiliği hem zaafı görür. Fakat bu yüzleşme, insanı arındırır. Hakikatle temas eden kalp, daha sahici olur.

Belki de bu yüzden şiir, her çağda var olmuştur. Savaş zamanlarında, sürgünlerde, yaslarda, aşklarda… İnsan, kelimelerin en yoğun hâline ihtiyaç duymuştur. Çünkü düz cümlelerin yetmediği yerde şiir konuşur.

Sonuçta şiir, fikirlerin ve niyetlerin üzerindeki tülü kaldırırken aslında insanı kendine yaklaştırır. Bizi daha berrak, daha dürüst, daha derin kılar. Bir dize, bazen uzun nutuklardan daha güçlüdür. Çünkü hakikat, çoğu zaman en sade kelimede saklıdır. Şiir o kelimeyi bulur ve önümüze koyar.