Morun en derin tonundan sarının en neşeli rengine uzanan, gökyüzünü umutla süsleyen rengârenk uçurtmalarım… Bir de sevincimi dağların ardına taşıyan, rüzgârla yarışan cıvıl cıvıl balonlarım var.
GÖKYÜZÜNE KANATLANAN DÜŞLER
Uçurtmalarım var benim… Morun en derin tonundan sarının en neşeli rengine uzanan, gökyüzünü umutla süsleyen rengârenk uçurtmalarım… Bir de sevincimi dağların ardına taşıyan, rüzgârla yarışan cıvıl cıvıl balonlarım var.
Bilir misiniz, ben onları gökyüzünde süzülürken saatlerce izlerim. İplerine dokunmadan, ellerimle tutmadan…
Çünkü benim ellerim yok!
Ama söyleyin bana, ellerin olmaması gökyüzüne dokunmaya engel midir? İnsan hayallerini yalnızca elleriyle mi taşır? Gökyüzünü kucaklamak için avuçlara mı ihtiyaç vardır?
Hayır! Çünkü insan bazen elleriyle değil, yüreğiyle tutunur hayata.
Ben rüzgârın yönünü tenimle, özgürlüğün coşkusunu ruhumla hissederim. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldığımda, uçurtmalarımın kuyruğuna umutlarımı, balonlarımın iplerine hayallerimi bağlarım.
Onlar yükseldikçe ben de yükselirim. Her uçurtmada bir özlemim, her balonda bir sevincim, gökyüzünün sonsuz maviliğinde ise yarınlara dair tükenmeyen umutlarım vardır.
Belki ellerim yok ama düşlerime uzanan kocaman bir yüreğim var. Belki uçurtmalarımın ipini tutamam ama onların gökyüzündeki dansını kalbimin en derin yerinde yaşarım.
Kim bilir, belki de en çok gökyüzü şaşırır bana… Ellerim olmadan ona nasıl sarıldığımı, kanatlarım olmadan nasıl uçabildiğimi anlamaya çalışır.
Oysa bilmez mi gökyüzü?
İnsanın en güçlü kanatları ellerinde değil, yüreğinde saklıdır.
Hayat bazen insandan çok şey alabilir. Ama umudunu, yaşama sevincini ve hayal kurma cesaretini alamadığı sürece insanı yenemez.
Çünkü eksik olan eller değil, bazen hayallere inanmayan yüreklerdir.
Ve ben biliyorum ki…
Bazı uçurtmalar rüzgârla, bazı düşler ise yalnızca yüreğin gücüyle havalanır.
Gökyüzü herkese açıktır. Yeter ki insan, hayallerine kanat takmaktan vazgeçmesin.