Gündüzleri yüzümüze yerleştirdiğimiz tebessüm, gecenin sessizliğinde yerini derin bir hüzne bırakır. Kimsenin görmediği, duymadığı, belki de anlayamadığı bir hesaplaşma başlar insanın kendi içinde.

GECENİN SESSİZLİĞİNDE “NEDEN BEN?”

Bazen gece olur, herkes uykuya dalar ama insanın içindeki düşünceler bir türlü uyumaz.

Gündüzleri yüzümüze yerleştirdiğimiz tebessüm, gecenin sessizliğinde yerini derin bir hüzne bırakır. Kimsenin görmediği, duymadığı, belki de anlayamadığı bir hesaplaşma başlar insanın kendi içinde.

İşte o anlarda geçmiş gelir oturur yanı başımıza.

Bir zamanlar ellerimizle dokunduğumuz güzellikler, ayaklarımızla yürüdüğümüz yollar, özgürce yaptığımız sıradan işler birer birer gözümüzün önünden geçer. O günlerde kıymetini bilemediğimiz nice küçük ayrıntının aslında ne büyük bir nimet olduğunu anlarız.

Ve insan, gecenin karanlığına sığınarak kendi kendine sorar:

“Neden ben? Neden benim ellerim, neden benim ayaklarım? Neden hayat beni böylesine ağır bir imtihanla karşı karşıya bıraktı?”

Cevabı kolay olmayan sorulardır bunlar.

Bazen boğazımıza bir düğüm oturur. Söylemek istediklerimizi söyleyemeyiz. İçimizde biriken acılar, gözlerimizden süzülen birkaç damla yaşla kendine yol bulur.

Çünkü insanız...

Özleriz, üzülürüz, kırılırız. Bazen güçlü görünmekten yorulur, bazen de kimseye belli etmeden kendi içimizde sessizce ağlarız.

Ama hayatın insana öğrettiği çok önemli bir gerçek vardır:

Ağlamak güçsüzlük değildir. Asıl güç, gözyaşlarının ardından yeniden hayata tutunabilmektir.

İşte tam da o anlarda, içimde kopan fırtınanın yavaş yavaş dindiğini hissederim.

Kalbim sakinleşir. Ruhum huzur arar. Gözyaşlarımın yerini derin bir sessizlik alır.

Sonra düşünürüm...

Belki ellerim eskisi gibi değildir. Belki ayaklarım beni bir zamanlar yürüdüğüm yollara götüremiyordur. Belki hayat benden çok şey almıştır.

Ama hâlâ hissedebilen bir kalbim, düşünebilen bir aklım, sevebilen bir gönlüm ve yarınlara uzanan umutlarım vardır.

En önemlisi de beni hiçbir zaman yalnız bırakmayan Rabbim vardır.

İşte o zaman anlarım ki insanın gerçek gücü yalnızca ellerinde, ayaklarında ya da bedeninde değildir. Gerçek güç, bütün zorluklara rağmen hayata küsmeden yaşayabilen yüreğindedir.

Sabır, acıyı hiç hissetmemek değildir. Sabır, acıyla yaşamayı öğrenirken umudunu kaybetmemektir.

Teslimiyet ise mücadeleden vazgeçmek değil, elinden geleni yaptıktan sonra gönlünü Allah'a emanet edebilmektir.

Artık gecenin sessizliğinde kendime sorduğum “Neden ben?” sorusuna başka bir gözle bakıyorum.

Belki her sorunun cevabını bugün bulamayacağım. Belki geçmişin özlemi zaman zaman yine yüreğimi sızlatacak. Belki yine ağlayacağım.

Ama biliyorum ki gözyaşlarım benim yenilgim değil, insanlığımın bir parçasıdır.

Ve biliyorum ki hayat, kaybettiklerimizden ibaret değildir. Bazen sahip olduklarımızın kıymetini yeniden keşfetmek, yaşamak için en büyük sebeptir.

Geceler ne kadar uzun, karanlık ne kadar koyu olursa olsun sabah mutlaka gelir.

İnsan bazen yürüyemediği yolları hayalleriyle aşar. Dokunamadığı güzelliklere sevgisiyle ulaşır. Kırılan umutlarını inancıyla yeniden yeşertir.

Ben de her gecenin sonunda gözyaşlarımı silip kendime aynı sözü veriyorum:

“Dün yapabildiklerimi bugün yapamıyor olabilirim. Ama bugün de sevebilir, düşünebilir, üretebilir ve bir başka insanın hayatına dokunabilirim.”

Çünkü insanı değerli kılan yalnızca yapabildikleri değil, bütün zorluklara rağmen içinde yaşatabildiği sevgidir.

Ve artık şunu çok iyi biliyorum:

Bazen insanın elleri tutmaz, ayakları yürümez; ama yüreği öyle güçlüdür ki bütün engelleri aşar.

Gecenin sessizliğinde dökülen gözyaşlarını kimse görmeyebilir.

Ama Rabbim görür.

İşte bana huzur veren, içimdeki fırtınayı dindiren ve her sabah yeniden hayata bağlayan en büyük teselli de budur.

Çünkü umut varsa hayat vardır. İnanç varsa hiçbir gece sonsuza kadar karanlık kalmaz.