Hayat, herkese aynı kapıları açmaz. Kimine güllerle süslenmiş yollar sunarken kimini dikenli patikalardan yürütür. Kimi yoklukla, kimi hastalıkla, kimi sevdiklerinin acısıyla,
KANATLARIM VAR, RABBİM VAR!
Ellerim Olmasa da Hayata Dokunacak Bir Yüreğim Var…
İnsanın hayattaki en büyük gücü, sahip olduğu elleri, kolları ya da yürüdüğü ayakları değildir. Asıl güç, göğsünde taşıdığı yüreğinde, ruhunun derinliklerinde sakladığı umudunda ve her şeye rağmen sarsılmayan imanındadır.
Hayat, herkese aynı kapıları açmaz. Kimine güllerle süslenmiş yollar sunarken kimini dikenli patikalardan yürütür. Kimi yoklukla, kimi hastalıkla, kimi sevdiklerinin acısıyla, kimi de bedeninde taşıdığı engellerle sınanır. Her insanın hikâyesi, her yüreğin taşıdığı yük farklıdır.
Benim hikâyemde ise ellerimin, kollarımın ve ayaklarımın yokluğu var. Belki bir çiçeğe uzanıp dokunamıyorum. Belki bir sevdiğime kollarımı açıp sarılamıyorum. Belki herkes gibi yürüyemiyor, hayatın bazı kapılarını kendi başıma aralayamıyorum.
Ama bütün bunlara rağmen biliyorum ki ben eksik bir insan değilim.
Çünkü benim de atan bir kalbim, seven bir yüreğim, hayallerim, umutlarım ve hepsinden önemlisi, beni hiçbir zaman yalnız bırakmayacağına inandığım Rabbim var.
Ellerim yok diye hayata küsecek değilim. Kollarım yok diye sevgiden vazgeçecek değilim. Ayaklarım yok diye hayallerime yürümekten geri duracak değilim.
Benim bedenimin sınırları olabilir ama ruhumun sınırları yok.
İnsan bazen sahip olduklarının kıymetini, kaybettiklerinden sonra daha iyi anlıyor. Bir bardak suyu kendi elleriyle içebilmenin, sevdiğinin elini tutabilmenin, sabah uyandığında kendi ayakları üzerinde durabilmenin ne büyük nimet olduğunu belki de en iyi, bunları yapamayanlar biliyor.
Fakat hayat, yalnızca yapamadıklarımızdan ibaret değildir.
Ben hayata yapamadıklarımın penceresinden değil, hâlâ yapabileceklerimin umuduyla bakmayı öğrendim. Bir tebessümün insanın içini nasıl ısıttığını, güzel bir sözün kırılmış bir gönlü nasıl onardığını, samimi bir duanın insana nasıl güç verdiğini yaşayarak gördüm.
Anladım ki dokunmak için her zaman ellere, yürümek için her zaman ayaklara ihtiyaç yokmuş.
İnsan bazen bir gönle dokunarak binlerce mesafeyi aşabiliyor. Bazen bir dua ile erişemediği yerlere ulaşabiliyor. Bazen de sadece sabrederek en büyük mücadeleyi verebiliyor.
İşte benim kanatlarım da burada başlıyor.
Benim kanatlarım imanımdır. Benim kanatlarım sabrımdır. Benim kanatlarım şükrümdür.
Ve ne zaman hayatın yükü omuzlarıma ağır gelse, ne zaman içimde bir hüzün büyüse, ne zaman yapamadıklarım karşısında gözlerim dolsa, kalbimin derinliklerinden yükselen bir ses bana yeniden güç veriyor:
“Üzülme! Senin Rabbin var.”
Bu söz benim için sıradan bir teselli değil, hayata tutunduğum en güçlü dayanaktır.
Çünkü biliyorum ki insan bazen kalabalıkların ortasında yalnız kalabilir. En yakınındakiler bile onun yaşadığı acıyı tam olarak anlayamayabilir. Gecenin sessizliğinde içine akıttığı gözyaşlarını, kimseye anlatamadığı çaresizliklerini yalnızca kendisi bilir.
Ama ben inanıyorum ki Rabbim o sessiz çığlıkları da duyar, kalbimde sakladığım duaları da bilir.
İşte bu inanç, karanlık gecelerimin aydınlığı, yorulduğum zamanların tesellisi, düştüğüm anların dayanağıdır.
Elbette güçlü olmak, hiç üzülmemek değildir. Sabretmek, acı çekmemek değildir. Şükretmek de insanın yaşadığı zorlukları görmezden gelmesi anlamına gelmez.
Ben de insanım.
Benim de kırıldığım, yorulduğum, ağladığım, keşke dediğim zamanlar oluyor. Bazen hayatın neden bu kadar zor olduğunu sorguladığım anlar da oluyor. Ancak bütün bu duyguların arasında umudumu kaybetmemeye çalışıyorum.
Çünkü inanıyorum ki her gecenin bir sabahı, her zorluğun içinde bir kolaylık, her yaranın ardında bir hikmet vardır.
Şunu da herkesin bilmesini isterim:
Biz engelli insanlar, yalnızca sabrımızla anılmak, acınmak ya da uzaktan takdir edilmek istemiyoruz. Biz de sevmek, sevilmek, üretmek, başarmak, hayatın içinde var olmak istiyoruz. Bir başkasının merhametine değil, öncelikle anlayışına, saygısına ve eşit imkânlara ihtiyaç duyuyoruz.
Çünkü asıl engel bazen bedenimizde değil, önümüze örülen duvarlarda, aşamadığımız kaldırımlarda, bize kapatılan kapılarda ve insanların önyargılarında karşımıza çıkıyor.
İmanım bana sabretmeyi öğrettiği kadar mücadele etmeyi de öğretiyor. Rabbime teslimiyetim, hayattan vazgeçmek değil; hayatın bütün zorluklarına rağmen ayakta kalabilme irademdir.
Ben bedenimde taşıdığım engelleri inkâr etmiyorum. Onlarla yaşamayı, onları aşabildiğim yerde aşmayı, aşamadığım yerde yardım istemekten çekinmemeyi öğreniyorum.
Çünkü insan olmak, her şeyi tek başına başarabilmek değildir. Bazen birinin elinden tutmak, bazen de uzatılan eli kabul etmektir.
Hayat dediğimiz yolculuk zaten biraz da birbirimizin eksik kaldığı yerde dayanışabilmek değil midir?
Bugün geriye dönüp baktığımda yaşadığım acıların, verdiğim mücadelelerin ve döktüğüm gözyaşlarının beni nasıl şekillendirdiğini görüyorum.
Belki ellerimle bir kitap yazamıyorum ama yüreğimde sayfalar dolusu hikâye taşıyorum. Belki ayaklarımla uzun yollar yürüyemiyorum ama hayallerimle nice ufuklara yolculuk ediyorum. Belki kollarımı iki yana açıp gökyüzüne uzanamıyorum ama dualarımla sonsuzluğa yöneliyorum.
Ve biliyorum ki bu dünya geçici bir durak.
Burada hiçbir mutluluk sonsuz olmadığı gibi hiçbir acı da hayatın bütün anlamını belirlemeye yetmez. Önemli olan, yaşadığımız imtihanların içinde insanlığımızı, sevgimizi, merhametimizi ve umudumuzu kaybetmemektir.
Benim de hayallerim var. Benim de yarınlara dair umutlarım var. Ben de güzel günlerin geleceğine inanmak, sevdiklerimle gülmek, bu dünyada ardımda güzel bir iz bırakmak istiyorum.
Ve bütün bunlar için ellerimin, kollarımın ya da ayaklarımın varlığı kadar, bana sunulan imkânların ve insanların göstereceği anlayışın da önemli olduğunu biliyorum.
Hayat bana bazı şeyleri vermemiş olabilir. Ama hâlâ sevebilen bir yüreğim, düşünebilen bir aklım, hissedebilen bir ruhum ve sığınabileceğim Rabbim var.
İşte benim en büyük zenginliğim budur.
Varsın ellerim olmasın, ben gönüllere dokunurum.
Varsın ayaklarım olmasın, ben umutlarımla yürürüm.
Varsın kollarım olmasın, ben dualarımla gökyüzüne uzanırım.
Çünkü ben biliyorum ki insanı yücelten, bedeninin kusursuzluğu değil, yüreğinin güzelliğidir.
Ve bir gün herkesin anlayacağı bir hakikat var:
Kanatlanmak için mutlaka iki kola ihtiyaç yoktur. Bazen sabır bir kanat, iman öteki kanat olur. İnsan, Rabbine olan inancıyla en karanlık günlerde bile yeniden gökyüzünü bulur.
Benim ellerim, kollarım, ayaklarım olmayabilir…
Ama benim kanatlarım var!
Benim umudum var!
Benim Rabbim var!