Bayramlar yaklaşınca çarşının belli yerleri ki bu daha çok kırtasiyeler, okul civarları ve cami önleri olurdu, kartpostal satanlarla dolardı.

Kartpostal.

Bayramlar yaklaşınca çarşının belli yerleri ki bu daha çok kırtasiyeler, okul civarları ve cami önleri olurdu, kartpostal satanlarla dolardı.

Bayramlardan birkaç gün önce buraya uğrar, bütçemize uygun en doğru kartpostalı seçer, satın alır, arkasını yazar, bir zarfa kor, postaneye götürürdük.

Gönderdiklerimizi mutlu ettiği kadar bizi de mutlu ederdi. En güzel kartpostal, en güzel kalem, en güzel yazı olmasına dikkat ederdik.

Yılbaşlarında da kartpostal gönderirdik ama bayramlar daha bir neşeli ve kalabalık olurdu. Günler, haftalar sürerdi.

Aynı şekilde dışarıdaki yakınlarımızdan da kartpostal gelirdi. Yazısı güzel olanlara o kadar hayranlık duyardım ki bu kartpostalları uzun zaman saklar, ara ara bakar, yazıyı taklit ederdim.

Sırf kartpostal satanlar olurdu. Renk renk, çeşit çeşit. Artistler, manzaralar, şehirler, çocuklar, yaşlılar, camiler falan.

Her kartpostalın müştesi olurdu. Bu biraz da göndereceğiniz kişiyle ilgiliydi. Göndereceğiiniz kişinin işi, karakteri ve yaşadığı yer kartpostalın nasıl olması gerektiğini belirlerdi.

Bazen de uzun zamandır başka şehirde yaşayan yakınlarımıza kendi şehrimizin kartpostalını gönderirdik. Şehrin sokaklarının ve insanlarının en güzel fotoğrafı kadar, tarihi, turistik yerlerinin de fotoğrafı olurdu bu. Çarşının, esnafın ve meyvelerinin...

Kartpostallar evin en görünen köşelerinin en güzel süsüydü. Çerçeveletip astıklarımız bile vardı. Gidip gelip bakardık. Fotoromanlardan ve filmlerden fırlayıp gelmiş artistlerin saç modelleri ve kıyafetlerini taklit ederdik.

Renkli dünyamız vardı. Hayallerimiz vardı.

Her şeyin yeri değişti.

Çoğu da yok oldu gitti.