Ekmeği yarılamıştım ki içeriye birisi girdi. Boynunda büyük, siyah bir çanta, başında da beyaz, fötr bir şapka vardı. Yazın ortasındaydık, ama adamın sırtında ceket vardı.

1981 yılında Ankarada dershaneye gidiyordum. Ulusta, Vahap amca dedikleri bir adamın satın alıp yurt yaptığı yerde kalıyordum.

Bir alt katı da almış, cami yapmış.

Vahap amcayı bir kere gördüm. Orta yaşlı, hafif sakallı biriydi. Bir altmış boyunda ya var ya yoktu. Çok zengin olduğunu söylüyorlardı. Çocuğu yokmuş. Yurtta kalanları çocuğu gibi görüyor, içlerinden durumu iyi olmayanlara ayrıca yardım ediyormuş. Kıyafet alıyor, harçlık veriyormuş.

Ben her gün dershaneye gidiyor, akşamları da yemekten sonra çalışma odasına kapanıyor, sabahlara kadar ders çalışıyordum.

Aslında Ankara hikayesini daha önce burada paylaştım. Benim bugün anlatmak istediğim başka bir konu.

Yurt, Gazi Lisesinin bitişiğinde oldukça büyük bir iş hanındaydı. Bazen arkadaşlarla lisenin bahçesine gider, burada toprak sahada top oynayan çocuklarla birlikte oynardık. Bir ya da iki kez gittik zaten. Çok seyrettik de ders yüzünden gidemiyorduk.

Bir keresinde yine çocuklar top oynuyordu. Ben de indim, yanlarına gittim. Oyuncuları tam olduğunu söyledi, beni oynatmadılar. On dakika kadar seyrettim, yurda geri dönmek için okulun bahçesinden ayrıldım.

İş hanının girişinde, sağda küçük bir köfteci vardı. Tam önünden geçiyordum ki kokusu burnuma geldi. Müthiş canım çekti. Cebimdeki parayla köfte yiyebilirdim, ama bu benim için bir gün aç kalmak anlamına geliyordu. Köftenin parasıyla ben üç öğün yemek yiyordum çünkü. Kahvaltı, öğlen ve akşam...

Köftenin parasıyla üç öğün yemek yemek olur mu demeyin. Olur: Kahvaltıyı yumurta ekmek ya da az zeytin ve ekmek, öğlen kaşarlı tost, akşam da sade pilav, üzeri az kuru olursa pekala olur.

Dayanamadım, daldım köfteciye. Yarım ekmek arası köfte istedim. Bir bardak da hazır ayran. Bol soğanlı... Isırdım, iştahla yedim.

Ekmeği yarılamıştım ki içeriye birisi girdi. Boynunda büyük, siyah bir çanta, başında da beyaz, fötr bir şapka vardı. Yazın ortasındaydık, ama adamın sırtında ceket vardı.

Kıyafetleri dikkatimi çeken adamın boynundaki çantayı indirip, köfte isteyeceğini bekliyordum ki adam çantayı açtı, içinden bir kitap çıkardı, yazarı olduğunu söyledi, almak isteyen var mı diye sordu.

Bir tek kişi dönüp bakmadı. Oysa altı yedi kişi vardık ve içinde en genç olan bendim.

Okuryazarlığın yaşı mı olur demeyin, olur. Ama bu yazının konusu değil.

Adam köfte kokusunu içine çeke çeke çıktı gitti.

O günün bendeki izleri hala durur.

Kitap, yazar, konu, anlam, düşünme...

Duyarlılık, sorumluluk, ufuk...