Hangi komşunun kapısından girsem aynı hesap. Hangi kahvenin yanına otursam, konu dönüp dolaşıp yine fındığa gelir.
FINDIK ZAMANI!
Fındık zamanı geldi mi, bizim memlekette takvim değişir sanırsınız.
Yok efendim…
Takvim aynı takvimdir de sohbetlerin konusu tekleşir:

FINDIK!
Hangi akrabaya gitsem aynı muhabbet.
Hangi komşunun kapısından girsem aynı hesap.
Hangi kahvenin yanına otursam, konu dönüp dolaşıp yine fındığa gelir.
Az canım, bu sene az!
Beş para etmiyor!
Uğraş dur…
Ah, randıman da düşük!
Bir yağmur yağmasa da toplasak!
Filizler alınmadı zaten…
Ah bu kartlar yok mu, randımanı düşürdü!
Kartlar kim?
Fındığın kaderini tayin eden gizemli kartlar…
Ben artık hangi kartın hangi kart olduğunu anlamıyorum ama belli ki suçlular arasında onlar da var!
Bir de günleri var.
Bir hava muhalefeti girse araya, bütün hesap kitap şaşıyor.
Yatırımlar, planlar, borçlar, ödemeler…
Abimin deyimiyle:
“Önümüze görelim!”
Ne güzel laf!
Önümüzü görelim de, önümüzde fındık harmanı mı var, banka borcu mu, yoksa gelecek yılın hayali mi; onu da bir görelim!
Tam bu sırada Necmiye ablam devreye girer:
Canım, Tanrı’yla mı kavga edelim?
Haklı kadın!
Yağmur yağsa suç, yağmasa suç…
Güneş fazla çıksa suç, az çıksa suç…
Fındık az olsa suç, çok olsa fiyat düşer…
Randıman düşük olsa dert, yüksek olsa başka hesap…
Bizim fındığın da kaderi Sisyphos’un kayası gibi!
Yuvarla yukarı, aşağı düşsün.
Bir daha yuvarla…
Sonra bir daha…
Derken ekonomi uzmanımız, bankacı Fikret, son noktayı koyar:
Zarar!
Bu yıl da zarar!
Olmadı, bu sene de olmadı!
Fikret’in hesabına göre artık fındık değil, zararın kendisini topluyoruz.
Bir de çuvallar pahalı!
Çuvalın fiyatı fındığı geçmiş.
İnsan düşünüyor:
“Toplamasak mı acaba?”
Toplamasak daha iyi!
Aaa, olur mu?
Dalında kalsın!
İşte tam burada benim içimdeki yayla kızı sessizce valizini hazırlamaya başlıyor.
Ah zavallı ben!
Nereye gitsem bu sohbet?
Sakarya’ya gitsem fındık…
Köye gitsem fındık…
Akrabaya gitsem fındık…
Telefonu açsam:
Ne yaptınız?
“Fındık…”
Kapatıyorum.
Beş dakika sonra başka telefon:
Randıman nasıl?
Ben artık randıman kelimesini duymak istemiyorum!
Bir gün biri bana “Nasılsın?” diye sorsa, vallahi refleks olarak:
Bu yıl biraz düşük…
diyeceğim.
Sonra bir köşeye çekilip düşünüyorum:
Sabır mı?
Tevekkül mü?
Seneye mi bıraksam?
Yoksa çıkıp sardunyalarımla konuşsam mı?
Belki sardunyalar beni anlar.
Onlara fındık fiyatını sormam.
Randımanlarını hesaplamam.
Çuval parası istemem.
Onlar sadece çiçek açar.
Ben de karşılarına oturup bir Türk kahvesi söylerim.
Kırmızı fincanımda…
Köpüğü yerinde.
Şekersiz,
Dünya biraz daha yumuşak.
Sonra belki bir şiir yazarım.
Havanın muhalefetine,
ekonominin kehanetlerine,
fındığın nazına,
çuvalların fiyatına…
Ve çocukluk hayallerime dönerim.
Fındık harmanında koşturduğum,
avuçlarımın yeşile boyandığı,
dünyanın henüz randıman hesabına dönüşmediği zamanlara…
Belki de en güzeli budur.
Çünkü insan bazen ekonomiden değil,
çocukluğundan medet umar.
Ve ben…
Bunca fındık sohbetinin arasında,
bir fincan Türk kahvesi,
birkaç sardunya,
biraz şiir,
bir tutam çocukluk hayaliyle
kendime küçük bir dünya kurarım.
Fındık mı?
O da dalında biraz daha beklesin.
Ben bu yıl kendimi toplayacağım!
KIYMET ŞAHİN/2026