Viranşehir'in eski sokaklarında yürürken insan yalnızca mevsimin değiştiğini hissetmez; geçmişin ayak izlerini de duyar gibi olur. Her köşe başında bir hatıra, her eski duvarda bir yaşanmışlık

VİRANŞEHİR’DE SONBAHARIN SESSİZ TÜRKÜSÜ

Bazı şehirler vardır, her mevsimde başka bir güzelliğe bürünür. Kimi baharda açan çiçekleriyle, kimi kışın beyaz örtüsüyle, kimi de yazın bereketiyle insanı kendine hayran bırakır. Viranşehir ise dört mevsimi ayrı yaşayan, her mevsiminde başka bir hikâye anlatan kadim bir Anadolu şehridir.

Hele bir de sonbahar geldiyse…

Yaz boyunca Harran ve Ceylanpınar ovalarını kavuran, toprağı çatlatan, insanın nefesini kesen o yakıcı sıcaklar yavaş yavaş çekilmeye başlar. Güneş artık öfkesini bırakmış, yerini insanın içini ısıtan tatlı bir sıcaklığa terk etmiştir. Gökyüzünde mavinin en duru, grinin en mahzun tonları birbirine karışırken bozkırın üzerinden esen hafif rüzgâr, uzaklardan toprağın kokusunu taşır.

İşte o zaman Viranşehir'de sonbahar başlamıştır.

Bu topraklarda sonbahar yalnızca takvim yapraklarının değişmesi değildir. Biraz hüzün, biraz huzur, biraz geçmişe özlem, biraz da geleceğe dair umuttur.

Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan şehirde hayat yine kendi akışında devam eder. Esnaf dükkânının kepengini açar, çiftçi tarlasının yolunu tutar, çocuklar okul telaşıyla sokakları doldurur. Ancak yazın o yorucu koşuşturması yerini daha sakin, daha dingin bir hayata bırakmıştır.

Gündüzleri güneş hâlâ cömerttir. Akşamüstü olduğunda ise bozkırın kendine has serinliği sokaklara, evlerin avlularına, mahalle aralarına usulca çöker.

Viranşehir'in eski sokaklarında yürürken insan yalnızca mevsimin değiştiğini hissetmez; geçmişin ayak izlerini de duyar gibi olur. Her köşe başında bir hatıra, her eski duvarda bir yaşanmışlık, her kapının ardında anlatılmayı bekleyen nice hayat hikâyesi vardır.

Çünkü Viranşehir, yalnızca evlerden, caddelerden ve sokaklardan ibaret değildir. Viranşehir; alın teridir, sabırdır, berekettir, dostluktur. Binlerce yıllık geçmişin bugüne taşıdığı kültürdür.

Sonbaharın gelişiyle birlikte bereketli ovalarda da başka bir telaş başlar. Yaz boyunca güneşin altında emek veren çiftçi, bir yandan hasadın hesabını yaparken diğer yandan yeni ekim döneminin hazırlıklarına koyulur. Toprak, kendisine emanet edilen alın terinin karşılığını vermiş, şimdi yeni umutların filizleneceği günleri beklemeye başlamıştır.

Evlerin avlularında kış hazırlıkları vardır.

Kurutulmuş biberler, salçalar, kışlık yiyecekler, zahmetle hazırlanan erzaklar… Her biri bu coğrafyanın köklü geleneklerini, aile dayanışmasını ve üretken insanının emeğini yansıtır.

Bir evin avlusundan yükselen yemek kokusu, başka bir evden duyulan çocuk sesleri, kapı önünde oturup sohbet eden komşular…

Bunlar, Viranşehir'in hiçbir zaman kaybetmemesi gereken güzellikleridir.

Bir de çay vardır elbette…

Viranşehir'de çay, yalnızca sıcak bir içecek değildir. Dostluğun, muhabbetin, paylaşmanın bahanesidir. Mahalle kahvelerinde, esnaf dükkânlarında, evlerin avlularında ince belli bardaklarda sunulan demli bir kaçak çayın tadı, sonbaharın serinliğinde bir başka güzeldir.

Ve şimdi Viranşehir'de sonbahar…

Bozkırın üzerinden usulca esen rüzgâr, güneşin kızıllığında dinlenen toprak, avlularda süren hayat, kahvelerde demlenen çay ve yüreklerde biriken hatıralar…

Hepsi aynı türkünün farklı mısraları gibidir.

Viranşehir'de sonbahar, biraz geçmişe özlem, biraz bugüne şükür, biraz da yarına umuttur.

Ve bu kadim topraklar, dinlemesini bilene her mevsim başka bir şey söyler.

Yeter ki insan, yaşadığı toprağın sesini duysun, geçmişini unutmasın ve geleceğine sahip çıksın.