Siyasette lider olmak başka, bir siyasi partinin genel başkanlık koltuğunda oturmak başkadır. Liderlik yalnızca kürsülerde yüksek sesle konuşmak değildir.
ÖZGÜR ÖZEL VE SİYASETTE LİDERLİK SINAVI
Siyasette lider olmak başka, bir siyasi partinin genel başkanlık koltuğunda oturmak başkadır. Liderlik yalnızca kürsülerde yüksek sesle konuşmak, rakiplere sert sözler söylemek veya gündemi belirlemek değildir. Asıl liderlik, zor zamanlarda sağduyuyu korumak, farklı düşünceleri bir arada tutmak ve temsil ettiği siyasi hareketin geleceğini kişisel hesapların üzerinde görebilmektir.
İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay'ın AK Parti'ye geçişi, Türk siyasetinde olduğu kadar CHP ve Özgür Özel'in liderlik anlayışı konusunda da yeni tartışmalar başlattı.
Eski CHP milletvekili ve gazeteci Atilla Sertel Cemil Tugay’ın AK partiye katılımı üzerine yaptığı değerlendirme paylaşımı üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir soruyu gündeme taşıyor: Dün aday gösterilip ‘süt gibi temiz’ diyerek savunulan bir siyasetçi, bugün neden ‘Hain’ gibi ağır eleştirilerin hedefi oluyor?
2024 yerel seçimleri öncesinde CHP'de ön seçim talepleri gündeme gelmişti. Cemil Tugay'ın adaylığı ise Özgür Özel'in genel başkanlığındaki süreçte kesinleşmişti. Bugün yaşanan siyasi kopuş, o günkü aday belirleme yöntemleri haliyle yeniden sorgulanmasına neden oluyor.
Elbette bir belediye başkanının kendisini seçen seçmenin siyasi tercihinden farklı bir partiye geçmesi eleştirilebilir. Ancak aynı ölçüde, o kişiyi aday gösteren siyasi iradenin de kendi kararlarını gözden geçirip değerlendirmesi gerekir.
Siyasette dün sahip çıktığınız insanı bugün ağır ifadelerle suçlamak, geçmişteki tercihlerinizin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Benzer biçimde, Keçiören Belediye Başkanı'nın parti değiştirme sürecinde Özgür Özel'in kullandığı öne sürülen sert ifadeler de siyasi üslup tartışmalarına konu olmuştu.
Oysa bir siyasi partinin genel başkanını güçlü kılan, öfkesinin şiddeti değil; teşkilatının, delegelerinin ve parti tabanının kendisine duyduğu güvendir.
CHP gibi köklü bir siyasi gelenekte ön seçim, delege iradesi ve parti içi demokrasi yalnızca tüzükte yazılı kavramlar olarak kalmamalıdır. Liderin görevi farklı sesleri susturmak değil, ortak bir hedef etrafında buluşturabilmektir.
CHP'de yaşanan kurultay krizi ve ardından gelen yargı kararları, Türk siyasetinin önemli kırılma noktalarından biri oldu. Özgür Özel'in bu süreçte yeni bir parti kurmayı tercih etmesi, destekçileri tarafından siyasi mücadeleyi sürdürme hamlesi olarak değerlendirildi.

Ancak bu kararın başka bir yönü daha var.
Acaba CHP'nin tarihî bütünlüğünü koruyacak, tarafları yeniden bir araya getirecek ve partiyi demokratik bir kurultaya taşıyacak başka bir yol bulamaz mıydı?
Bana göre üzerinde durulması gereken asıl mesele budur.
Özgür özel yaptığı hamleyle CHP’yi doğrudan ikiye böldü, sonrasında atılan adımlarla Türkiye'de sosyal demokrat siyaseti zayıflattı ve sistem üzerinde baskı olmaktan çıktılar. Türkiye bu kadar ağır ekonomik ve siyasi buhran ortamındayken, vatandaşın önüne sorun çözecek kurum olması gerekirken CHP kendisi sorun haline gelmiş oldu. Türkiye’nin bunca sorunu çözüm beklerken CHP çözümün parçası olması gerekirken bizatihi CHP sorunun parçası haline geldi.
Zaten Türkiye’nin çeşitli sorunlarla karşı karşıya olduğu bir dönemde yeni siyasi ayrışmaların sağda ve solda ortaya çıkması, yalnızca parti yöneticilerini değil, bu siyasi geleneğe gönül veren seçmenleri de ilgilendiriyor.
Özgür Özel'in siyasi mücadelesini destekleyenlerin gerekçeleri olabilir. Ancak bir liderin aldığı kararların yalnızca kendi siyasi geleceğine değil, Türkiye’nin menfaatlerini ve temsil ettiği geleneğin bütünlüğüne etkileri de değerlendirilmelidir.
Geçmişte CHP'nin genel başkanlığını üstlenen isimler de ağır siyasi krizlerle karşılaştılar. İsmet İnönü, Bülent Ecevit ve Deniz Baykal çok büyük krizler darbelerle karşılaşmalarına rağmen Türkiye’de sosyal demokratlara zarar verecek adımlardan her zaman uzak durdular.
Her dönemin kendine özgü şartları vardı. Bu nedenle liderleri değerlendirirken yalnızca meydan konuşmalarına değil, krizleri nasıl yönettiklerine ve geride nasıl bir siyasi yapı miras bıraktıklarına bakmak gerekir.
Benim siyaset anlayışımda lider; öfkesine hâkim olan, kendisine muhalefet edenleri de dinleyen, delege iradesini önemseyen ve gerektiğinde kendi kararlarını sorgulayabilen insandır.
Özgür Özel'in önünde de tam olarak böyle bir liderlik sınavı bulunuyor.
Yeni Parti'ye gönül veren dostlarımız bu eleştirilerden alınmasın. Siyasette eleştiri düşmanlık değildir. Bir siyasi hareketin geleceğini tartışmak, o harekete inanan insanları küçümsemek anlamına gelmez.
Sonuç olarak mesele, Özgür Özel'in ne kadar sert konuştuğu değil, Türk sosyal demokrat siyasetinde nasıl bir birlik ve güven ortamı oluşturabildiğidir.
Çünkü tarih, genel başkanlık koltuğuna oturan herkesi lider olarak yazmaz.
Liderlik, makamla değil; zor zamanlarda gösterilen feraset, sağduyu ve birleştirici iradeyle kazanılır.