Adıyaman yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle, tarihiyle, kültürüyle, genç ve dinamik nüfusuyla aslında çok şey olabilecek ama bir türlü hak ettiği yere gelemeyen kadim şehir…

BELEDİYE BAŞKANI OLSAYDIM!

Adıyaman…

Yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle, tarihiyle, kültürüyle, genç ve dinamik nüfusuyla aslında çok şey olabilecek ama bir türlü hak ettiği yere gelemeyen kadim şehir…

Yıllardır aynı sözleri duyarız:

“Adıyaman sahipsiz!”

“Adıyaman geri kaldı!”

“Çevre iller uçtu, biz yerimizde sayıyoruz!”

“Bu şehrin kaderi değişmez mi?”

Gazetecilik mesleğinde 40. yılımı yaşıyorum. İnanın, bu şikâyetleri kırk yıldır dinliyorum. Söylenenlerin bir kısmına da katılıyorum.

Ama bugün biraz farklı bir şey yapalım.

Gazeteci kimliğimi bir kenara bırakayım, siyasetçi gömleğini giyeyim. Hatta biraz daha ileri gideyim.

Diyelim ki 2019 yılında iktidar partisinden Adıyaman Belediye Başkanı seçildim.

Acaba neler yapardım?

Adıyaman bugün nasıl bir şehir olurdu?

Gelin, biraz hayal kuralım. Ama öyle boş hayaller değil; aklın, iradenin, cesaretin ve yöneticilik sorumluluğunun neleri değiştirebileceğini konuşalım.

ÖNCE DEPREMİ KONUŞALIM!

İlk ve en acı mesele 6 Şubat 2023 depremi…

İddialı konuşacağım:

Ben belediye başkanı olsaydım, Adıyaman'ın depremde verdiği can kayıplarının daha az olması için elimden gelen her şeyi yapardım.

Çünkü deprem, geliyorum diyordu!

Devletin ilgili kurumları da bölgenin deprem tehlikesini biliyordu.

2020-2021 yıllarında, Kahramanmaraş merkezli olası 7,7 büyüklüğündeki deprem senaryosu üzerinden AFAD koordinasyonunda Kahramanmaraş'ta geniş kapsamlı bir tatbikat gerçekleştirildi.

Adıyaman Belediyesi ve ilgili kurumlardan personel de bu tatbikata katıldı.

Tatbikatın temel mesajı belliydi:

“Gidin, kendi bölgelerinizde hazırlıklarınızı yapın!”

Peki, ne kadar hazırlık yapıldı?

Arama kurtarma ekipleri yeterince güçlendirildi mi? Araç gereç eksiklikleri tamamlandı mı? Mahalle mahalle afet planları oluşturuldu mu? Riskli binalar konusunda gereken kararlılık gösterildi mi?

Bunlar cevap bekleyen sorular.

Sonuçta ne oldu?

Biz enkaz altında bağıra bağıra can verdik!

Binlerce insanımızı kaybettik. Bir şehir karanlığa gömüldü. Nice ocaklar söndü.

Elbette bir belediye başkanının tek başına depremi önlemesi mümkün değildi. Her can kaybını engelleyeceğini iddia etmek de doğru olmaz.

Ama hazırlık yapmak, tedbir almak, kurumları harekete geçirmek ve hesap sormak mümkündü.

Ben olsaydım önce bunu yapardım.

Deprem sonrasında ise makam koltuğunda oturup talimat beklemezdim.

Enkazların başında, arama kurtarma ekiplerinin yanında, yardım konvoylarının önünde olurdum.

Dışarıdan gelen ekiplerin, iş makinelerinin, yardım malzemelerinin doğru yerlere ulaşması için gece gündüz çalışırdım.

Hatay'da teknik direktör Volkan Demirel'in yardım çağrıları nasıl yankı bulduysa, ben de Adıyaman'ın sesini dünyaya duyurmak için gerekirse ondan daha fazla ağlar, daha fazla bağırırdım.

Cumhurbaşkanının, bakanların, bürokratların kapısını aşındırırdım.

Kapı açılmıyorsa bir daha çalardım!

Çünkü o gün Adıyaman'ın ihtiyacı protokol fotoğrafı değil, hayat kurtaracak iradeydi.

HÜKÜMET KONAĞI ARAZİSİNE BİR YAŞAM MERKEZİ KURARDIM

Şimdi gelelim şehrin geleceğine…

Eski Hükümet Konağı arazisini sıradan bir beton yığınına teslim etmezdim.

Orayı Adıyaman'ın kalbinin attığı, insanların aileleriyle vakit geçirdiği, ticaretin, kültürün ve sosyal hayatın buluştuğu en az 20 katlı muhteşem bir yaşam merkezine dönüştürürdüm.

Elbette zemin etütleri, deprem güvenliği ve şehircilik esasları doğrultusunda…

Altında iki veya üç katlı otopark…

Zemin katta kuyumcular çarşısı, modern mağazalar ve iş yerleri…

Kadınlar ve erkekler için ayrı hamamlar, saunalar, temiz ve modern tuvaletler, abdesthaneler ve mescitler…

Üst katlarda belediye hizmet birimleri…

Sinema salonları, tiyatrolar, sergi alanları, kültür ve sanat merkezleri…

Alışveriş alanları, çocuk oyun parkları…

En üst katta ise Adıyaman manzarasına karşı restoranlar ve kafeler…

Düşünün!

Bir Adıyamanlı ailesiyle cumartesi sabahı evinden çıkacak. Kahvaltısını yapacak, alışverişini tamamlayacak, çocuklarını oyun alanına götürecek, sinemasını izleyecek, akşam yemeğini yiyip evine dönecek.

Bütün bunları yapmak için Gaziantep'e, Şanlıurfa'ya gitmek zorunda kalmayacak.

Çünkü Adıyamanlı da kendi şehrinde kaliteli yaşamayı hak ediyor!

İŞSİZLİĞE AĞLAMAZ, İŞ ÜRETİRDİM!

Adıyaman'ın en büyük meselelerinden biri işsizlik.

Özellikle gençlerimizin iş bulmak için başka şehirlere gitmesi, bu şehrin yıllardır kanayan yarası.

Ben olsaydım küçük sanayi sitelerinin gelişmesini öncelikli mesele yapardım.

Sanayicinin önündeki engelleri kaldırmak, yatırımcıya kolaylık sağlamak, yeni üretim alanları oluşturmak için seferberlik başlatırdım.

Organize sanayi bölgeleriyle, ticaret odalarıyla, iş insanlarıyla, ilgili bakanlıklarla sürekli temas hâlinde olurdum.

Hedefim açık olurdu:

En az iki üç bin Adıyamanlı gencimizin mesleğine ve kabiliyetine uygun şekilde yurt dışında istihdam edilmesine aracılık etmek.

Deprem mağduru ailelerin fertlerinin kamu ve özel sektörün uygun istihdam imkânlarından yararlanması için de Ankara'da kapı bırakmazdım.

Bir belediye başkanının görevi yalnızca çöp toplamak, kaldırım yapmak, asfalt dökmek değildir.

Şehrine yatırımcı getirmek, gençlerine umut olmak, istihdamın önünü açmak da yöneticilik vizyonudur.

ADIYAMAN'A 30 BİN KİŞİLİK STADYUM YAPTIRIRDIM!

Evet, yanlış okumadınız!

Adıyaman'a 30 bin seyirci kapasiteli, modern, olimpik standartları hedefleyen bir stadyum ve spor köyü kazandırmak için çalışırdım.

Gençlik ve Spor Bakanlığının kapısını aşındırır, projeyi ilgili kurumlarla birlikte hayata geçirmek için bütün imkânları zorlardım.

Sadece futbol sahası değil; yüzme havuzları, atletizm alanları, basketbol, voleybol ve farklı spor dallarına hizmet eden tesisler…

Milli Eğitim Müdürlüğü ve özel eğitim kurumlarıyla iş birliği yaparak her çocuğun en az bir spor dalıyla ilgilenmesini, bir müzik aleti çalmayı öğrenmesini hedeflerdim.

Adıyaman'ın çocukları yalnızca sınavlara hazırlanan değil; yabancı dil bilen, spor yapan, sanatla ilgilenen, dünyayı tanıyan donanımlı gençler olarak yetişmeliydi.

Stadyumun açılışına da dört büyük takımdan birini davet etmekle yetinmezdim.

İddiamı biraz daha büyüteyim:

Bayern Münih'i, Barcelona'yı Adıyaman'a getirmek için girişimde bulunurdum!

Şimdi bazıları gülüyordur.

Gülsünler!

Hayal kuramayan yöneticinin gerçekleştireceği büyük bir projesi de olmaz.

Adıyamanspor'a gelince…

Bugün en azından 1. Lig'in kapısını zorlayan bir takım olması için bütün gücümü kullanırdım.

ADIYAMAN'I DÜNYAYA TANITIRDIM!

Mardin'in sokaklarında diziler çekiliyor, turistler akın ediyor.

Peki, Adıyaman'ın neyi eksik?

Nemrut Dağı mı yok?

Perre Antik Kenti mi yok?

Cendere Köprüsü mü yok?

Sahabe makamları mı yok?

Tarihi, kültürü, mutfağı, doğal güzellikleri mi yok?

Hepsi var!

Eksik olan, bu değerleri dünyaya taşıyacak güçlü bir tanıtım iradesi.

Ben olsaydım yapımcıların, senaristlerin, yönetmenlerin kapısını çalardım.

Adıyaman'da televizyon dizileri, sinema filmleri ve belgeseller çekilmesi için özel çaba harcardım.

Nemrut'un gün doğumunu, Perre'nin binlerce yıllık tarihini, Cendere'nin ihtişamını milyonlarca insana izletirdim.

Festivaller, uluslararası fuarlar, kültür ve sanat etkinlikleri düzenlerdim.

Adıyaman yalnızca deprem haberleriyle değil, başarılarıyla, turizmiyle, kültürüyle anılan bir şehir olurdu.

ASFALT DA BİTERDİ, ALTYAPI DA!

Elbette depremden sonra şehrin yeniden inşası kolay değildi.

Ama güçlü bir takip, iyi bir koordinasyon ve kararlı bir yönetimle işlerin çok daha hızlı ilerlemesi için mücadele ederdim.

Altyapı çalışmaları, yollar, parklar, bahçeler, sosyal tesisler…

Her işin bir takvimi, her projenin bir sorumlusu olurdu.

Vatandaş bugün kazılan yolun neden yarın tekrar kazıldığını sormak zorunda kalmazdı.

Bir kurumun yaptığı yolu öteki kurumun bozmasına seyirci kalmazdım.

Çünkü belediyecilik, aynı caddeye üç defa asfalt döküp üç defa kurdele kesme sanatı değildir!

Belediyecilik, vatandaşın hayatını kolaylaştırma sanatıdır.

ŞİMDİ DİYECEKSİNİZ Kİ: SEN KİMSİN, BUNLARI NASIL YAPACAKTIN?

Haklısınız!

Ben siyasetçi değilim.

Adıyaman'ın en akıllı adamı olduğumu da iddia etmiyorum.

Üstelik bu şehirde benden çok daha bilgili, donanımlı, tecrübeli insanlar var.

Ama bir şeyi biliyorum:

Bir şehri yönetmek yalnızca makam sahibi olmak değildir.

Cesaret ister.

Vizyon ister.

Çalışmak ister.

Takip ister.

Gerektiğinde Ankara'da kapı aşındırmak, gerektiğinde vatandaşla aynı çamura basmak ister.

Şimdi benim bu yazdıklarıma bazıları gülecek.

Bazıları, “Kıymaz yine uçmuş!” diyecek.

Bazıları da “Bunların hepsini yapamazdın!” diye itiraz edecek.

Olabilir!

Hatta beni sevmeyenlere, arkamdan konuşanlara, her konuda fikir sahibi olan o meşhur çokbilmişlere bir sorun:

“Zeynel Abidin Kıymaz 2019'da Adıyaman Belediye Başkanı olsaydı, bu söylediklerinin hangilerini yapabilirdi?”

Cevaplarını gerçekten merak ediyorum.

Belki hepsini yapamazdım.

Ama yapamadığım işin de peşini bırakmazdım.

Olmayanı olmuş gibi göstermez, bitmeyen projeye açılış töreni düzenlemezdim.

En azından vatandaşın karşısına çıkıp neyi neden yapamadığımı anlatırdım.

AMAN HA, KİMSENİN HUZURU KAÇMASIN!

Şimdi gelelim işin en önemli tarafına…

Sakın yanlış anlaşılmasın!

Ben belediye başkanlığına aday değilim.

Birilerinin koltuğunda da gözüm yok.

Zaten bizim Adıyaman'da her şey yolunda!

Yollarımız kusursuz, altyapımız tamam, gençlerimizin işi gücü yerinde, esnafımızın yüzü gülüyor, turizmimiz patlama yapmış, spor tesislerimiz dünya standartlarında!

İşsizlik mi?

O da ne?

Şehircilik sorunu mu?

Allah korusun!

Herkes mutlu, herkes huzurlu, işler tıkırında!

Böyle mükemmel bir şehirde belediye başkanı olup da kendimi niye yorayım?

Benimkisi hafta sonu Adıyamanlı hemşehrilerimin biraz kafasını karıştırmak, biraz düşündürmek, biraz da yüzlerinde tebessüm oluşturmaktı.

Ama şu soruyu da herkesin vicdanına bırakıyorum:

Biz gerçekten imkânsızlıklar yüzünden mi geri kaldık, yoksa yıllarca imkânları değerlendirecek iradeyi yeterince ortaya koyamadığımız için mi?

Çünkü bir şehrin kaderi yalnızca parasızlıktan, imkânsızlıktan değişmez.

Bazen vizyon eksikliğinden, bazen cesaretsizlikten, bazen de herkesin birbirini beklemesinden değişmez.

Ve unutmayalım:

Bir şehrin en büyük talihsizliği, hayal kuran insanlarının olmaması değil; hayal kurmayan insanların o şehri yönetmesidir.

Neyse…

Ben yine gazeteciliğime döneyim.

Siz de hafta sonunun tadını çıkarın.

Nasıl olsa Adıyaman'da her şey güllük gülistanlık!

Kalın sağlıcakla…