Fonlar üzerinden gerçekleştirildiği öne sürülen manipülasyonlar, bazı bürokrat ve siyasetçilerin de bu süreçten menfaat sağladıkları yönündeki iddialarla birlikte değerlendirildiğinde..

ÖMER BOLAT’A GÜVENİYORUM

Türkiye son günlerde, siyaset ve ekonomi dünyasını sarsan ciddi fon vurgunu iddialarıyla çalkalanıyor.

Fonlar üzerinden gerçekleştirildiği öne sürülen manipülasyonlar, bazı bürokrat ve siyasetçilerin de bu süreçten menfaat sağladıkları yönündeki iddialarla birlikte değerlendirildiğinde, mesele sıradan bir mali usulsüzlüğün çok ötesine taşınıyor.

Ortaya atılan iddiaların doğrulanması hâlinde, bunun Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ne yönelik âdeta planlı bir ekonomik suikast niteliği taşıdığını söylemek abartı olmayacaktır.

İddiaların odağına ilk yerleşen isimlerden biri, eski Bakan ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ile eşi oldu. Haklarındaki iddiaların hukuki boyutu elbette yargı tarafından aydınlatılacaktır. Ancak ortada küçümsenecek, görmezden gelinecek veya gündem değiştirilerek üzeri örtülecek bir mesele bulunmadığı açıktır.

Bana göre AK Parti, kuruluşundan bugüne, 15 Temmuz darbe girişimi de dâhil olmak üzere karşılaştığı en ağır siyasi ve ahlaki sınavlardan biriyle karşı karşıyadır.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, olayların ortaya çıktığı ilk günlerde dile getirdiği, “İşin ucu nereye dayanırsa dayansın hesap sorulacak” yönündeki kararlılık mesajı kamuoyunda karşılık buldu.

Şimdi önemli olan, bu sözün gereğinin yerine getirilmesidir.

Hükümet, iddiaların üzerine kararlılıkla gider, sorumluluğu tespit edilenlerden hukuk içerisinde hesap sorar, yurt dışına çıkarıldığı ileri sürülen paraların izini sürerek mağduriyetlerin giderilmesini sağlarsa yalnızca adalete olan güveni güçlendirmekle kalmaz, siyasi açıdan da önemli bir sınavı başarıyla vermiş olur.

Ancak bu meselede gevşeklik gösterilir, sorumlular korunur, iddialar karanlıkta bırakılır ve mağduriyetler giderilmezse bunun siyasi faturası son derece ağır olur.

Daha açık ifade edeyim: Bu mesele gerektiği gibi aydınlatılmazsa AK Parti'yi siyasi bakımdan tüketebilecek sonuçlar doğurabilir.

Bu konudaki düşüncelerimi hafta başında kaleme aldığım yazımda da dile getirmiştim.

Ömer Bolat (2)-16

Gelelim, tartışmaların içerisine adı çekilen Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat'a...

BAKAN OLMADAN ÖNCE DE DOSTTUK

Ömer Bolat'ı 2004 yılından beri tanıyorum.

Sık sık görüşmesek de aramızdaki dostluk ve iletişim hiçbir zaman kopmadı. Yıllar içerisinde karşılıklı sevgi, saygı ve güvene dayanan bir dostluğumuz oluştu.

Bu dostluğun temelinde makam, mevki veya herhangi bir menfaat ilişkisi bulunmuyor.

Ömer Bolat'la bakan olmadan önce de dosttuk. Bugün bakan olduğu için değil, insanlığına değer verdiğimiz için dostluğumuz devam ediyor. Yarın bakanlık görevi sona erse de inşallah ömrümüz boyunca aynı dostluğu sürdüreceğiz.

Yaklaşık kırk yıllık gazetecilik hayatım boyunca çok sayıda vali, belediye başkanı, milletvekili ve bakan tanıdım. Kimileriyle röportajlar yaptım, kimileriyle seyahatlere katıldım, haberler hazırladım. Radyo ve televizyon programlarında siyaset, bürokrasi ve iş dünyasından binlerce insanı konuk ettim.

İnsan tanımak, hele de makam sahibi insanları yakından gözlemlemek bakımından gazetecilik bana önemli tecrübeler kazandırdı.

Bugün bana, “Bakanlık koltuğuna oturduğunda o makamın hakkını veren, devlet adamlığı ciddiyetini taşıyan, Turgut Özal ve Adnan Kahveci gibi isimleri hatırlatan birini söyle” deseler, hiç tereddüt etmeden Ömer Bolat'ı işaret ederim.

Çünkü benim tanıdığım Ömer Bolat, makamın kendisine değer kattığı değil, kişiliğiyle bulunduğu makama değer katan insanlardan biridir.

BEYTÜLMAL HASSASİYETİ OLAN BİR İNSAN

Ömer Bolat'ı yalnızca bir siyasetçi olarak değerlendirmiyorum. Hatta onu tarif ederken siyasetçiden ziyade devlet adamı ifadesini kullanmayı daha doğru buluyorum.

Sözü özü bir, dostluğu açık, tavrı net bir insandır.

Kendisinin yetiştiği aile ortamını da merak ettim. Babasının Ereğli'de ki köyünde imamlık yaptığı mahalleyi gezdim. Ailesini tanıyan insanlarla konuştum. Köklü, dürüstlüğü ve saygınlığıyla anılan bir aileden geldiğine dair izlenimler edindim.

Ömer Bolat'ın kişiliğinde de bu aile terbiyesinin izlerini gördüm.

Mütevazı, babacan, vefalı ve merhametli bir insandır. Dostlarını unutmaz, insanlara tepeden bakmaz. Makam sahibi olmak onun davranışlarını değiştirmemiştir.

En önemlisi de helal ile haram arasındaki çizgiyi bilen, şüpheli kazançtan uzak durmaya özen gösteren, beytülmalin yani milletin emanetinin ne anlama geldiğinin bilincinde olduğuna inandığım bir insandır.

Benim yıllardır tanıdığım Ömer Bolat, hakkı olmayan bir şeye göz dikecek, devletin imkânlarını şahsi çıkarlarına alet edecek bir karaktere sahip değildir.

Bunları bugün Ticaret Bakanı olduğu için söylemiyorum.

Bu benim yıllara dayanan tanışıklığımın, gözlemlerimin ve kişisel kanaatimin sonucudur.

Elbette hiçbir insanın kişiliğine duyulan güven, hukuki denetimin veya gerektiğinde hesap verme sorumluluğunun yerine geçmez. Ancak insanları değerlendirirken geçmişlerini, hayat tarzlarını ve yıllar boyunca ortaya koydukları davranışları da dikkate almak gerektiğine inanıyorum.

FON İDDİALARI VE ÖMER BOLAT'IN AÇIKLAMASI

Türkiye'nin gündemine oturan ve boyutları itibarıyla son derece ciddi olduğu ileri sürülen fon tartışmaları devam ederken, bir televizyon programında bir bakanın da söz konusu fonlarda parasının bulunduğu, kriz patlamadan önce parasını çekerek kazanç sağladığı iddiası ortaya atıldı.

Ardından bu kişinin Ticaret Bakanı Ömer Bolat olduğu ileri sürüldü.

Doğal olarak bu iddia kamuoyunda dikkat çekti. Bakan Bolat ve ailesinin de bu tartışmalardan etkilendiği, yaptığı açıklamadan anlaşılıyordu.

Ömer Bolat, kamuoyuna yaptığı açıklamada, bakanlık görevine başladığında mevzuat gereğince mal varlığı bildiriminde bulunduğunu, kendisinin ve birinci derece yakınlarının mal beyanlarının ilgili devlet kurumlarında mevcut olduğunu belirtti.

Ayrıca 2024 yılında Hedef Portföy bünyesindeki sukuk hesabına yatırdığı birikiminin hâlen aynı hesapta bulunduğunu, soruşturma öncesinde parasını çektiği veya hesabını kapattığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ifade etti.

Hakkındaki iddiaları reddeden Bolat, hesap vermeye her zaman hazır olduğunu, kendisini ve ailesini hedef alan asılsız yayınlar karşısında hukuki haklarını kullanacağını da açıkladı.

Ben bu açıklamayı dikkatle okudum.

Ömer Bolat'ı yıllardır tanıyan bir gazeteci olarak, kendisinin kamuoyuna yansıyan iddialardaki gibi bir menfaat ilişkisinin içerisinde bulunduğuna inanmadım.

Bakan Bolat'ın açıklamasını yeterli ve açık buldum.

Ancak burada önemli bir ayrımın altını çizmek istiyorum: Bir insana güven duymak başka, kamuoyuna yansıyan iddiaların belgelerle ve hukuk yoluyla açıklığa kavuşturulması başkadır.

Ben Ömer Bolat'a güveniyorum. Bununla birlikte böylesine ciddi meselelerde herkesin aynı hukuk kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini de savunuyorum.

GAZETECİLİK İDDİA DEĞİL, SORUMLULUK MESLEĞİDİR

Bu tartışmaların bir de gazetecilik mesleğini ilgilendiren yönü var.

Ben bir gazeteciyim. Aynı zamanda bir gazeteciler birliğinin genel başkanlığını yürütüyorum. Dolayısıyla meslektaşlarımın hak ve hukukunu korumak, basın özgürlüğünü savunmak benim için önemli bir sorumluluktur.

Ancak basın özgürlüğü kadar gazetecilik ahlakını ve haberin doğruluğunu da önemsemek zorundayız.

Bir gazeteci, herhangi bir kişi veya kurum hakkında ciddi bir iddiayı kamuoyuna taşımadan önce elindeki bilgileri mümkün olduğunca doğrulamalı, belgeleri incelemeli ve hakkında iddia bulunan kişiye cevap hakkı tanımalıdır.

Çünkü bazen tek bir haber, bir insanın yıllarca emek vererek oluşturduğu itibarını tartışmalı hâle getirebilir.

Elbette gazetecinin görevi iktidarı, bakanları veya kamu görevlilerini eleştiriden muaf tutmak değildir. Tam tersine, kamu adına soru sormak, yanlışların üzerine gitmek ve gerçekleri ortaya çıkarmaktır.

Fakat gazetecilikle siyasi hesaplaşmayı, haberle kişisel kanaati, iddiayla kesinleşmiş gerçeği birbirine karıştırmamak gerekir.

Ne yazık ki zaman zaman deneyimli, usta olarak bildiğimiz gazeteciler de bu hataya düşebiliyor.

Siyasi çekişmelerin yoğunlaştığı dönemlerde gazetecinin en büyük güvencesi tarafsızlığı, vicdanı ve meslek ahlakıdır.

Bir insanı seviyor olmamız onun yanlışlarını görmezden gelmemizi gerektirmediği gibi, bir insana siyasi olarak karşı olmamız da onu delilsiz biçimde suçlama hakkı vermez.

SON SÖZÜM...

Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey, iddiaların üzerinin örtülmesi değil, bütün yönleriyle aydınlatılmasıdır.

Devletin itibarı, milletin alın teri ve kamu kaynaklarının korunması hiçbir siyasi hesabın gerisinde bırakılamaz.

Kim yanlış yapmışsa, kim milletin hakkına el uzatmışsa, hangi makamda bulunursa bulunsun hukuk önünde hesabını vermelidir.

Ama aynı ölçüde, suçluluğu ortaya konulmamış insanların da iddialarla mahkûm edilmesine izin verilmemelidir.

Ben kırk yıla yaklaşan gazetecilik tecrübemle insanları yalnızca taşıdıkları unvanlara göre değil, karakterleri ve yıllar içerisindeki davranışlarıyla değerlendirmeye çalıştım.

Ömer Bolat hakkındaki kanaatim de böyle oluştu.

Bugün de aynı yerde duruyorum.

#Ömer Bolat'a güveniyorum.

Çünkü benim için güven, bir makamın sağladığı ayrıcalık değil, yıllar içerisinde kazanılan bir değerdir.

Ve inanıyorum ki gerçeklerin ortaya çıkması, hem adaletin hem de dürüst insanların en büyük güvencesidir.